Benim Hikayem

Dar Kalıplardan Ferah Kalıplara

“Arkadaş ortamı, aile hayatı, çağın ritmi, sosyal medya, gelecek hayalleri derken tesettür benim için ara sıra akla gelen bir şeydi o zamanlar. Ailem bu dönemin başında birkaç kez çıtlatmıştı bana ama sıkarız, soğuturuz endişesiyle gerisini pek getirmediler.”

             İnsanların hayatında çeşitli hedefler vardır. Bu hedeflerin bir kısmı hiç yokken belli bir yaşanmışlıktan sonra insanın aklında yer eder; bir kısmı da en başından beri vardır. Ama o hedefin ne uğruna olduğu insan aklında zamanla değişerek yer eder.

            Benim hayatımda tesettür, yukarıda bahsettiğim ikinci tür hedeflerdendi. Aslında buna tam olarak hedef demek yanlış olurdu. Çünkü hedef, gerçekleşmesi zaman alan, belirli bir azmin sonucunda gerçekleşen şeylere denirdi. Oysa tesettüre girme olanağı benim için her zaman vardı ve belli bir çaba da gerektirmiyordu. Buradaki hedeften kastım tesettüre neden gireceğimin tam olarak idrâkine varabilmekti.

             Küçük yaşlarda, zihnimizin en temiz olduğu zaman diliminde, büyüklerimizin örtünüşünü görür, kendimizce bunun alıştırmalarını yapardık. Abla, anne, teyze, nine örtüyorsa biz de büyüyünce böyle olmalıyız düşüncesiyle hedefimizi belirlerdik. Sonra çocuk zihnimizden biraz sıyrılıp bazı şeyleri algılamaya başladığımız vakitlerde, her konuya olduğu gibi tesettüre bakış açımız da biraz daha değişirdi. Bahsettiğim bu zaman dilimi genellikle 12-25 yaş arası idi. Bu zaman dilimi çoğu insan için sorgulayıcı olduğu bir zaman dilimi olmuştu. Tesettür neden gerekliydi, yerine getirmesek ne olurdu, faydası ne idi, güzelliği kapatmaz mıydı? İnsan beyni deli gibi sorgulardı bu gibi insan fıtratına gerekli olan şeyleri. Ama insanoğlu işte… Kolayca atlatabilir miydi o şeytani nefsi? Bulabilir miydi doğru yolu, bulsa bile kolayca kabullenebilir miydi?

     Arkadaş ortamı, aile hayatı, çağın ritmi, sosyal medya, gelecek hayalleri derken tesettür benim için ara sıra akla gelen bir şeydi o zamanlar. Ailem bu dönemin başında birkaç kez çıtlatmıştı bana ama sıkarız, soğuturuz endişesiyle gerisini pek getirmediler. Şu an düşündüğümde haklı olduklarını anlayabiliyorum. İnsan o dönemleri atlattıktan sonra geriye dönüp baktığında anlıyor o zaman diliminin ne kadar kritik olduğunu. Ama tek olması gereken her şeyi akışına bırakmak mıydı? Sormadan, araştırmadan, birilerine doğruyu anlatmadan… Tabii ki hayır. Çünkü ben yapmamıştım. Öneminin farkına varamamıştım bu yüzden de geç yol almıştım. “Tabii önemli olan geç de olsa güç olmamasıydı ve en doğrusunu yapabilmekti. Bizler hâlâ hayattayız, kendimizi hâlâ bu yola sokabilme şansımız var ya da bu yola girdiği halde dönmeyi düşünenler için hâlâ ne kadar yanlış düşündüklerini görecek zaman var. Hikayeler farklı olabilir. Belki zorla, belki hevesle, belki bilinçlice, belki bilgisizce. Ama bu neticeyi değiştirebilir miydi? Tesettürün doğruluğunu inkâr edebilir miydi? Elbette hayır. O zaman eksik olabilir insan. Ama şimdi o eksikliği tamamlayıp taşıdığı bu tesettürün hikmetini benimseyebilir çoğu insan gibi.” Şimdi böyle düşünüyordum, o zamanlar farkında olamasam da…

            Benim hikayem 16 yaşımdayken, lise ikinci sınıfın yaz tatilinde başlamıştı. Uzun yıllar sonra tatili bu sefer dedemin yaşadığı köyde geçirme kararı almıştık. O yaz köyde çok tatlı 25 yaşında bir anne ile karşılaşmıştım. Köyümüzün imamının hanımıydı. Nüfusun % 90’ının yaşlı olmasından dolayı köyde o yaz bizim gibi gençlerin geldiğini görünce yüzünde güller açıyordu. Etkili bir iletişimin anahtarı olan gülümseme eylemiyle, istemsizce kanım ısınmıştı kendisine. Bir mukabele çıkışında, birlikte köy derneğinde sohbete koyulmuştuk. Aynı zamanda yanımızda küçük kızı da vardı. Kızı üç yaşında olmasına rağmen, ona kendisini muhafaza etmesi için verdiği öğütler çok dikkatimi çekmiş ve hoşuma gitmişti. Anlamış olacak ki konumuz tesettürden açıldı birden. Tesettüre girmeyi düşünüp düşünmediğimi sormuştu. Kendisine düşündüğümü fakat okul hayatım bittiğinde bunu gerçekleştireceğimi söylemiştim. Kendisi bana neden böyle bir limit koyduğumu sormuştu ama ben cevap verememiştim. Sahi, neye dayanarak bu kararımı vermiştim? Oysa o zamana kadar yaşayacağımı bile bilmiyordum. Okul zamanı özgür kalmak adına mı? Meslek hayatıma göre şekillenmek için mi? İleride evleneceğim adamın isteğine göre mi? Ayrıca okul da dahil her ortamda tesettür serbestti artık. O zaman sebep neydi? İnanın bilmiyorum. O konuşmayı  nasip eden Rabbime hamd olsun. O yaz kendimi epeyce bir sorgulamıştım. Arkadaş ortamından uzakta, sosyal aleme dalmadığım bir ortamda, yaşayışları şehir hayatındaki insanlara kıyasla daha doğru olan o insanların arasında başladım kitaplardan araştırmaya. Aylardan Ramazan idi. Oruç var, namaz var, zikir var, Kur’an var, ama tesettürüm neden yoktu?

             O yazdan sonraki okul döneminde de araştırmaya devam ediyor, bulduğum  o muazzam cevaplar eşliğinde de tesettüre yavaş yavaş hazırlıyordum kendimi. Asr-ı saadette, ilk tesettür ayetini duyan kadınların sorgu-suâl olmadan yanlarındaki eşlerinin sarıklarını hemencecik çözüp o sarıklarla oracıkta örtündüğünü duyunca, benim onlardan farkım ne idi de bu kadar erteleme meraklısı olmuş, ciddiye alamamıştım, diye çok düşündüm kendi kendime. Aslında cevap çok netti. Nefsimi oyalayan şeyler çok fazla idi. Kanmamak, mağlup olmamak gerekti. Bir yıl geçti ve bir dahaki Ramazan, bir teravih çıkışı eve gelip ettim tevbemi. Ardından da tesettüre niyetimi…

            O zamandan bu yana iç dünyam mutlulukla doluyor. Tesettürün aslında bir zorunluluk değil, kurtuluş olduğunu hissediyorum. Özgürlüğün her gün değişen moda akımlarına ayak uydurmak için çırpınmaktansa, ayetin buyurduğu o tek ve doğal tesettüre bürünmek olduğunu görüyorum. Allah’ın rızasına bir adım daha yaklaşmanın verdiği huzuru en derinden hissediyorum.

            Girilen o daracık kalıplarda kendimi kasıp enerjimi boşa harcamaktansa; geniş ve ferah kalıplarda ne kadar aktif bir insan olup, yeri geldiğinde çocuklar gibi doğalca hareket edebildiğimi görüyorum.  Fiziki yapıyla dikkatleri toplayıp, özgüven kazanmaya çalışmanın tam bir tutsaklık olduğunu; giyinilen tek bir kap içinde istenilen kombinle dolaşarak ilk önce beden sonra zihne ve duygulara nasıl bir özgüven yaratılabildiğini ve bu özgüvenle birçok başarıya ulaşılabildiğini görüyorum. Rabbimizin bize verdiği güzellikleri meydana çıkararak aynı anda birçok karşı cinsin hayallerini süslemenin ne kadar üzücü ve yapmacık olduğunu; o güzellikleri yalnızca gelecekte karşılaşacağın hayat arkadaşınla paylaşacak olmanın ne kadar özel olduğunu ve seni eşsiz kıldığını anlayabiliyorum artık. Çünkü seni seven insan bedeninle sevdi mi, o sevgi sadece o beden tazeliğini koruyana dek sürecektir. Oysa sen o noktada kendini saklarken seni seven biri, seni en doğal ve masum şekilde sevecektir.

     Bu listeyi o kadar çok uzatabilirim ki… Tesettür; bir kadının bu hayatı en verimli şekilde, özgürce, mutluca yaşamasının yoludur dostlar! O yolu alabilene ne mutlu…

Bilmüşahade