Benim Hikayem

Bir Fanusun İçinde

”…bir fanusun içinde büyüyordum. Benden farklı düşünen insanlardan kopuk yetişiyor olmayı o zaman da eleştiriyordum, hala da çok mantıklı bir şey olduğunu düşünmüyorum ..”

Herkesin hakikate ulaşma hikayesi farklıdır. Ben bu konuda daha bahtlı olanlardandım… 

Dindar bir anne ve babanın kızı olarak dünyaya geldim. Annem ve babam hem İslam’ı hayatlarının her alanına uygulamaya çalışan hem de geleneksel bir din anlayışından uzak bilinçli insanlardı. Bir şeyleri yaparken de bizden yapmamızı talep ederken de sebepleriyle birlikte açıklayarak teşvik etmekle beraber çok da zorlamazlardı. Bunun ne kadar büyük bir nimet olduğunu insan büyüdükçe daha iyi anlıyor. 5. sınıftayken dini bir gruba bağlı özel bir okuldan burs kazanıp orada okumaya başladım. Velilerin de öğretmenlerin de hemen hepsi dini hassasiyetleri olan insanlardı, bir fanusun içinde büyüyordum. Benden farklı düşünen insanlardan kopuk yetişiyor olmayı o zaman da eleştiriyordum, hala da çok mantıklı bir şey olduğunu düşünmüyorum ama öte yandan o fanus beni -belki de bazı arkadaşlarımı yaptığı gibi- sıkıp bunaltmak yerine bana korunduğumu hissettiriyordu. Zaten Türkiye’nin o yıllardaki halinde de zamanı gelince başörtülü okuyabileceğim, vakit namazlarını okulda kılabileceğim, hocaların derslerde Allah’tan bahsedebildiği fazla bir seçenek yoktu. 

Yaşı bana yakın başörtülü kızları ilk kez o okulda gördüm, o yaşa kadar benim için yalnızca evde yapılan bir ibadet olan namazı aralarda arkadaşlarımla okulun mescidinde kılmaya başladım ve bunlar bana “çocuk yaşta okul ve aile zoruyla ibadet ediyor” gibi hissettirmekten ziyade beni mutlu ediyordu. Belki bir yetişkin değildim ama yine de aklım çalışıyordu ve beni yaratan, çok sevdiği için nimetleriyle donatan Allah’ın sevdiği şeyleri yaparak ona teşekkür etmek; onun huzuruna çıkıp dua ederek O’nun tarafından muhatap alındığımı bilmek gerçekten bir huzur kaynağıydı.  

Tabii süreç her zaman bu kadar kolay ilerlemedi, çocukken de büyüdükçe de nefis ve şeytan sizinle her zaman uğraşıyordu. Evet namaz kılmak güzeldi ama düzenli bir şekilde kılmıyordum, başörtüsünü duyunca “Evet, bir gün ben de örtüneceğim” diyordum ama o gün ne zaman gelir bilmiyordum ve tüm ergenler gibi okulumdan sürekli şikayet ediyordum. 5. Sınıftayken MevlidKandili’nde okulda bir Kutlu Doğum Programı düzenlenmesine karar verildi, ben de sahneye çıkacaktım, öğretmenim “İstersen o gün programa başını örtüp gelebilirsin” dedi. “Tamam, olur tabi neden olmasın.” dedim, o akşam okula annemin başörtülerinden birini takıp gittim ve sonraki günler her zamanki halimle okumaya devam ettim. 

Aradan 1 yıl geçti, 18 Nisan 2008 günü okulda yine Kutlu Doğum Programı vardı ve ben yine sahneye çıkacaktım. Bu sefer kimse bir öneriyle gelmemişti ama ben kendi geleneğimi devam ettirmek istiyordum, o akşam yine başımı örtüp gittim okula. Önceki yıl -sanırım henüz ilkokulda olduğum için- herkes tek seferlik bir şey olduğunu anlamıştı ama o yıl beni öyle gören öğretmenlerim ve arkadaşlarım “Aa kapandın mı? Çok yakışmış! Yüzüne ne kadar gitmiş!” gibi şeyler söylediler gece boyunca. Soranlara tek seferlik bir şey olduğunu söylüyordum ama tepkiler hoşuma gitmişti yine de. Akşam eve dönünce annemle babamı karşıma aldım ve dedim ki “Bu günden sonra başımı bir daha açmayacağım.” Hem çok şaşırdılar hem de korktular. Muhtemelen bana çaktırmadan sevinmişlerdir de… Zaten birkaç yıl sonra onların da benden böyle bir beklentisi olacaktı muhakkak ama henüz 12 yaşındaydım, yaşıtlarımdan çok daha çelimsiz olduğum için en fazla 10 görünüyordum ve oturduğumuz sitede çok fazla başörtüsü karşıtı insan vardı. Ailemin zoruyla kapandığımın sanılmasından, tepkilerin beni üzecek olmasından, başörtüsünden sıkılıp dinden soğumamdan korktular ve istikrarlı olamayacağımı düşündüklerini söylediler. Tam da ihtiyacım olan buydu zaten, birileri bana yapamayacağımı söylemeliydi ve ben inat edip devam etmeliydim. Allah benden bunu istiyordu, şimdi olmasa sonra olacaktı, olmalıydı da. Bir yandan çocuk reyonundan giyinip öte yandan annemin aldığı çok renkli eşarpları takarken geçen günlerimde hala Atatürk Fen Lisesi hayallerim devam ediyordu, oraya başörtülü alınmayacak olduğumu biliyordum ama ne yârdan vazgeçebiliyordum ne de serden. 

Aradan birkaç yıl geçti, komşularımız ilk başta çok şaşırsa da artık alışmış gibilerdi, akrabalar da “bu yaşta kızı niye zorladınız biraz bekleseydiniz ya” diye annemlere çıkışmaktan vazgeçmişti. Ben arada güzel tokalar, taçlar gördüğümde onları takıp dışarı çıkamadığıma üzülüyordum (çocuk olunca insanın varoluşsal problemleri de güzel tokalar oluyor tabii) ama uzun vadede başörtülü olmaktan mutluydum. Lisede kendi okuluma devam ettim, çünkü SBS’ye girerken bile başını açmak zorunda olmak çok ağırıma gitmişti, bunu dört yıl boyunca her gün yaşayamayacağıma karar verdim, eğer üniversitede de açmamı isterlerse o zamanki kafamla yurt dışında okurdum. 

Bir gün ben başörtümü düzeltirken tanımadığım bir abla gülümseyip yaşımı sordu. “Biliyor musun ben de senin yaşında kapanmıştım, şimdi 24 yaşındayım ve o günden beri hiç pişman olmadım.” dedi. Benim de gelecek hedefim 24’e kadar pişman olmamaktı. Aradan yıllar geçti, biz 12. sınıftayken zaten başından beri hiçbir mantığı olmayan başörtüsü sorunu şükürler olsun ki çözüldü, üniversite sınavlarına başörtüsüyle girebildim elhamdulillah. Boğaziçi Üniversitesi’ni eskiden de başörtüsüyle okumaya izin verildiği için istiyordum, artık diğer okullarda da sıkıntı kalmamıştı ama Rabb’im nasip etti, yine Boğaziçi oldu. Burada geçirdiğim her gün, artık fanustan da fersah fersah uzak olduğum için, başörtümün kıymetini daha iyi anladım. Gerçekten Allah’ın omuzlarımıza yüklediği bu görevde bizim için çok hayırlar vardı: insanlar herkese yaklaştığı gibi sana yaklaşamıyordu, günahlara çok daha az açıktın ve Allah’ın emrini dış görünüşünde alenen taşıyor olman (her ne kadar hakkıyla yerine getiremesen de) seni hem gayrimeşru bakışlardan hem de tavırlardan çok büyük ölçüde koruyup bir birey olarak kıymetini arttırıyordu. 

Bu konu üstünde söylenecek daha nice söz var muhakkak ama benim örtünme hikayem şimdilik nihayete eriyor. Örtünmek her ne kadar bir şeylerin ilk kıvılcımı olsa da Allah’ı bulma yolculuğu çok daha kapsamlı ve ölene kadar bitmeyecek olan bir süreç. Bu dindar bir aileden de gelsek çok farklı yaşantılarımız da olsa hepimizin bir şekilde kendini içinde bulduğu bir yolculuk çünkü, Allah’a inanmaya herkesin ihtiyacı var ve maalesef atalarımızın dini -hele ki böyle bir zamanda- bizi sadece ilk zorluğun başına kadar götürebilir. 

Şu an 23 yaşındayım, bu yazıyı yazarken fark ettim ki tanımadığım ablanın oluşturduğu 12 yıllık gelecek hedefime sadece 1 yıl kalmış. Ve binlerce şükür olsun ki evden her çıktığımda başörtümü ilk günkü mutlulukla takmaya devam ediyorum…

~Ebrar Sena