Benim Hikayem

Elmas

                                                          
“ … içindeki elmasın eriyip, seni terketmesini istemiyorum.”      

Ortaokulun sonuna doğru yaklaşıyordum. Müslüman bir ailede yetişsem de ergenliğin, çevremin ve içimdeki okuma arzusunun verdiği etkiyle ailemin bana önerdiği örgün eğitimi bırakma fikrine asla ısınamıyordum. Bu yüzden de ailemden gizli bir şekilde lise tercihlerimi yapmış, idealist bir şekilde gelecek planları çiziyordum kendime. Kayıt zamanı geldiğinde artık aileme kararımı açıklamak için konuştuğumu hatırlıyorum. Karşımda annem ve kendileri de başörtüsü yasağından dolayı örgün eğitimi bırakıp kuran kursu talebesi olan iki ablam…

Her şeyi kafamda planlamış ve onlara fikrimi söylemiştim. Annem yılların verdiği sakinlikle beni dinledikten sonra, karşısındaki liseye gitmekte ısrarcı olan kızına şunları söylemişti:

“ … içindeki elmasın eriyip, seni terketmesini istemiyorum.”

O anda, sanki tüm isteklerim gitmiş ve Rabb’ in razı olduğu şeyi yapma hissiyle dolmuştum. Yaşadığım bu hızlı değişimi açıklayacak pek kelime yok cebimde. Yalnızca “Rabb öyle istedi, öyle oldu” diyebiliyorum şimdi kendime.  Bu kararın ardından kısa bir süre sonra Açık Öğretim Lisesi’ne yazılıp yatılı Kuran Kursu öğrencisi olmuştum. Hayatımda belki de geleceğime yön verecek üç yılı o kursta geçirdim. Aldığım İslami ilimler, Müslüman kimliğimin oluşmasını ve neyi niçin yaptığımın cevabını sağlayan şeyler olmuştu. Zor bir eğitimdi, nefse zor gelen bir eğitimdi…

            Sabahın nurlu vakitlerinde başlayan mütalaalarımız gecenin ilerleyen saatlerine kadar devam ediyordu. Haftasonları ise Türkiye’de Arapça eğitiminde en önde gelen isimlerinden birinin kursuna gidiyordum. Üç sene boyunca Rab rızasını kazanmak ve eğitimli bir müslüman olmak için çok emek verdim. Yaşıtlarımın lise üçe gittiği vakitte ben de, dışarıdan lise derslerimi vermiş, medresedeki eğitimimi birincilikle bitirip icazetimi almış ve yetkin derecede Arapça öğrenmiştim. O yaşta birinin yapması güç olduğu düşünülen bu işleri Allah’ın inayeti ile tamamlamıştım. Bu yolculuğumda beni en çok zorlayan şey, etrafımdaki insanlardı. “Neden okulu bırakıp, kursa kapandın?  “Şimdi hiç okumayacak mısın yani?”  “Bizim kızın lise dersleri çok kötü, okumaya da pek niyeti yok, onu da sizin kursa göndersek diyoruz?”…

            Günlük hayatımda akrabalarımdan, arkadaşlarımdan ve etrafımdan duyduğum bu cümleler o zamanlar motivasyonumu düşürse de, beni düşünmem gereken sorulara iletti: Benim bu dünyaya geliş amacım neydi?  Ne olmak istiyordum?  Cevabımı, Zariyat Suresi 56. Ayeti kerimesinde gördüm. Allah yolunda eğitimli ve eğitimiyle amel eden, elmasını son nefesine kadar muhafaza eden biri olmak istediğime kâni oldum. Kursta aldığım eğitimin yanında üniversitede de resmi bir eğitim almak ve her ikisini de kendimde birleştirmek için kendi imkanlarımla üniversite sınavlarına hazırlanmaya başladım. Her şey Rab istediği için, Rabb’in istediği gibi şekilleniyordu hayatımda. Fakat henüz bunların hikmetini tam kavrayamayacak kadar küçüktüm. Yolun sonuna gelmem gerekiyor belki de hikmeti görebilmem için,  daha iyi görünür ya dağ, tırmanıcısına, tepeden baktığında…

            O senenin sonunda hiç sene kaybetmeden dereceyle Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birini kazandım. Artık başörtüsü resmi kurumlarda yasak değildi. Fakat ben, son nefesime kadar, hayatımın bir döneminde bu yasağın mağduru olmanın onuru ile yaşayacağım. Henüz 14 yaşındaki müslüman bir kızın önüne çıkan duvar karşısında, Rabb yardımıyla alternatifini oluşturup yoluna devam etmesini hatırlayacağım. Benim alternatifim, bana dayatılan kurala olan tepkimdi. Tepkim ise kul olma yolundaki mücadelemdi. Yolun sonunda “O” nun rızasını erişebilmek duasıyla…

Bâki Selam…

Müeddibe