Benim Hikayem

Son Çare?

”Ona göre din, insanların yaşlandıklarında başlarını sokacakları bir sığınak, bir son çareydi.”

Hikayem, anne ve babası iki farklı arka plandan gelenler için muhtemelen pek yabancı olmayacak. Annem geleneksel, mütedeyyin bir aile yapısına sahipken; babam modern ve eğitimle dinî yaşantıdan uzaklaştırılmış bir ailenin sonradan dindarlaşmış bir çocuğuydu. Babamın babasını hiç tanımadım. Ama babaannemi bildim bileli, kendisine dayatılan sözüm ona modern fikirlerin ateşli bir savunucusu olmasına rağmen; namazlarını kılar, dışarı çıkarken başına boynunun altından bağladığı bir tülbent geçirirdi. Bunun arkasındaki düşünceyi biraz daha büyüyünce öğrendim: Ona göre din, insanların yaşlandıklarında başlarını sokacakları bir sığınak, bir son çareydi. Gençken hayatı gönlünce yaşamalıydı insan. Hele ki başını örten genç kızlara hiç tahammülü yoktu; bakımlı, güzel giyinen cicili bicili kızlar ne hoştu. Kaç zaman anne tarafından kuzenlerimi neden “erkenden” başlarını örttüler diye sorguya çekişine şahit olup yerin dibine girmiştim. Şurada anlaşalım, babaannem üniversite mezunu çalışan bir kadın olmasına rağmen entelektüel olmaktan çok uzaktı; tezlerinin hiçbir dayanak noktası yoktu. Bana göre yeni proje modernitenin en bağnaz ürünlerinden biriydi. Evlenmeye arzusu kalmamış yaşlı kadınların dış örtülerini bırakabileceğini söyleyen ayetten (“…ama sakınmaları onlar için daha hayırlıdır.” 24/60) veya Allah’a ibadet içinde yetişen gencin kıymetinden söz eden hadisten haberi yoktu. İşin ilginci ve benim imtihanımla ilgili olan kısmı, küçüklükten beri dinî temayülleri olan bir çocuk olarak babaannemin en sevdiği torunu olmamdı.

Ve bir gün, hayatımdaki en travmatik olaylardan biri gerçekleşti. 7-8 yaşlarındaydım, bir gündüz vakti babaannem bizdeyken torunlarını yanına çağırıp, “eğer başımızı örtersek hakkını helal etmeyeceğini” söylemişti bize. Büyüdükçe, çocukların her şeyi anlıyor olduğu gerçeğini, kendi çocukluğumuzla birlikte unuturuz çoğu zaman. Ama bu sözün ne manaya geldiğini ve içimde bir yere o zamandan bir çatışma tohumu ektiğini gayet iyi anlamıştım, en azından hissetmiştim bunu. Ve bu söz dinî mesuliyet altına girdiğim zaman bile beynimin arkasında etkisini sürdürüyordu. Oysa İslam’ı kabulüm artık irsî olmayı geçmiş, bilinçli bir tercih hâlini almıştı. Namazlarını kılan, İslami düşünceye dair okumalar yapan, arkadaşlarıyla ve hocalarıyla bu konuda sohbet eden, başı hariç her yerini örten, duruşuyla çevresinden saygı gören bir gençtim lise yıllarında. En büyük huzursuzluğum, bir türlü veremediğim imtihanım gözümde dağ kadar büyüttüğüm ninemin hışmıydı. Örtünürsem kıyameti koparacak sanıyordum; bir yandan onu önüme engel koyduğu için suçluyor, ama bir yandan da bunun onunla bir ilgisi olmadığını, benim vermem gereken bir iç mücadele olduğunu biliyordum. Babaanneme kırgınım sanıyordum ama Allah’ın onu hayatıma koymakla bir planı olduğu, onun yalnızca kulu sınamanın bir bahanesi olduğu bir gerçekti. Böylece zaman geçti. Ben liseyi bitirdim. Bitirişler ve başlangıçlar hayata yeniden yön vermenin anahtarıdırlar.

Üniversiteye tesettürlü başlamayı kafama koydum. Belki de nihayet bu çatışmayı hak tarafta bitirecek kadar olgunlaşabilmiştim. Neticede emir, kullarını herkesten iyi tanıyan ve en şefkatli, en merhametli olan Allah’tandı. Biz O’na bir adım yürüsek O bize on adım yaklaşırdı. O istemeden bize kimse ne bir zarar ne de bir fayda verebilirdi. O’nun üzerimizdeki nimetleri sayamayacağımız kadar çok, başımıza gelen musibetlerse parmakla sayılabilecek kadardı. Öyleyse bu sınırsız kudrete sahip ve rahmeti gazabını geçmiş Rabb’e itaatten, yaşlı bir insanın sebep olduğu rahatsızlık duygusu daha ne kadar alıkoyabilirdi? O sene, elhamdulillah, içimde kırıntıları kalan sorunlarımı halledip tesettüre kavuştum. İlk zamanlar nineme görünmemeye çalışsam da nereye kadar? Beni öyle gördüğünde tabii ki homurdandı, laf etti, kendince üzüldü. Hâlâ daha zaman zaman başkalarına homurdandığı oluyordur ama elhamdulillah, o çocukluğumdan beri kafamda büyüttükçe büyüttüğüm facia vuku bulmadı. Şimdi düşündükçe o kadar büyütmüş oluşum komik geliyor, ne olabilirdi ki yani? Nine-torun ilişkimiz eskisi gibi devam ediyor, ne ben onu sevmeyi bıraktım ne de o beni sevmeyi bıraktı. Sadece, tesettüre birkaç yıl geç kavuşmanın burukluğu kaldı içimde, yine de daha geç kalmadığım için şükrediyorum.

İmanının doğal sonucu olarak, arzuyla örtünen her kadının yaşadığı tamlık hissinin daim olması dileğiyle!

Bir tanıdık