Benim Hikayem

İçimdeki Ses

“…çocukluğumdan ilk gençlik yıllarıma kadarki süreçte annemden ve babamdan aldığım bazı öğretilerin içimde çelişkilere yol açtığını hatırlıyorum.”

Benim annem üniversitedeyken İslam’ı gerçek manada öğrenmiş ve o zaman tesettüre girmiş birisi. Bu yüzden de kendimi bildim bileli  İslami bilince sahip ve dindar bir kadındır. Babam ise sorduğum her şeyi bilen, kültürlü ve kitap okumayı çok seven, bunların yanında maalesef o kadar da dindar olmayan bir adamdır. Tabii ben burada dindar olmayı biraz daha hayata “din” gözlüğünden bakmak olarak alıyorum. Müslüman olmayı bütün kimliklerin üzerinde, yeterli görmek hissinden bahsediyorum. Yoksa babamın hiç kötü alışkanlıkları yoktur. Böyle bile olsa çocukluğumdan ilk gençlik yıllarıma kadarki süreçte annemden ve babamdan aldığım bazı öğretilerin içimde çelişkilere yol açtığını hatırlıyorum.

Çocuklarının gerçek bir Müslüman olarak bilinçlenmesinin sorumluluğunu tamamen üstüne almak zorunda kalan annemin benim ve kardeşlerimin Müslüman kimliği üzerindeki etkisi çok fazladır. Öyle ki, babamın tayini sebebiyle başka bir şehre taşınmak zorunda kaldığımızda annemin en büyük kaygısı anaokul çağındaki ben’e uygun dindar bir anaokulu bulamamak ihtimali olmuş. Kız çocuğunun annesini rol model aldığını bilen annem, beni düzgün yetiştirmek konusunda daha da hassastı bence. Annem bana uzun uzun kendi hayatından örnekler ile Müslüman olmayı anlattı. İşte bu yüzden, evimize dindar bir yaşam hakim olmasa da, İslami öğretilere her zaman aşinaydım ben. Kızlara özel durumları, tesettürün farz olduğunu hep bilerek büyüdüm.

Küçükken dışarıdayken annemin başörtüsünün ucundan azıcık saçı çıksa hemen uyarırdım ya da annem mağazanın soyunma kabininde bir şey denediğinde, etrafta erkek var mı diye çok dikkat ederdim. Ben bütün bu hassasiyetleri gösterirken bir gün benim de kendi tesettürüm için bu kadar hassas olmam gerekeceğini biliyordum. Babam ise dışarıda annemin saçı çıktığı zaman onu uyardığımda bazen “gözükse ne olacak?” gibi sözler söylerdi. Başta biraz ona kızsam da, bu tip konularda babamı dikkate almamayı öğrenmiştim. Babamı daha çok entellektüel birikim konusunda örnek alırdım.

Ailem daha iyi bir eğitim almam için beni ortaokul için koleje göndermeye karar verdiler.O zaman başörtüsü okullarda yasak olduğu için de annem istediğim zaman başımı kapatabileceğim muhafazakar bir koleje gitmemi istedi. Ortaokulun başlarında kolej öğrencileri bana çok şımarık gelse de, zaman geçtikçe ortama iyice alışmıştım. Ergenliğime doğru yaklaşırken okulun popüler kız gruplarından birindeydim. Hala Müslüman olmamdan kaynaklanan sorumluluklarımı biliyordum ve annem ile sohbetlerimiz devam ediyordu ama okuldaki hayatım çok hareketliydi. Ergenliğimi sonuna kadar yaşıyordum. Bazen üzülerek hatırladığım anılarım olsa da yedinci sınıf en eğlenceli yıllarımdan birisiydi. Yapabildiğim kadar yaramazlık yapan ben içten içe bunun bir sonu olacağını, hayatımın sonuna kadar böyle bir kız olarak devam edemeyeceğimi biliyordum.

Böyle böyle zaman benim için fazlaca yaramazlıkla geçerken bir gün ergenliğe girdiğimi öğrendim. İlk öğrendiğimde baya ağladım, annem ise ağlamama bir anlam veremiyordu. Haklıydı, çünkü küçük yaşlarımdan itibaren bir gün bunun olacağını biliyordum. Fakat bilmediği şey şuydu ki: hayatımı günah kazandığım ve kazanmadığım dönem olarak ikiye ayırmıştım ben ve kendimi bildim bileli günah kazanmadığım zamanı yaşıyordum. Günah kazanarak yaşamak nasıl bir şey hiç bilmiyordum, çok çok dikkatli olmayı gerektirirdi, çok zor olmalıydı. Nasıl yani artık okulda benden küçüklere kötü davrandığımda günah mı kazanacaktım? O zamana kadar ise Allah’ın hoşlanmadığı şeyler yaptığımda “daha günah kazanmıyorum ki” nin altına sığınmıştım hep. Artık sığınacağım bir şey kalmamıştı. Her şeyin doğrusunu çoktan bilen ama uygulamayı bilmediği bir zamana erteleyen ben için uygulama vaktinin gelmesi âni olmuştu. Ne yani, şimdi hem kapanmam hem de bildiğim şeylerin hepsini uygulamam mı gerekiyordu? Ayrıca hemen kapansam, herkes yeni ergenliğe girdiğimi anlardı. Okulda tanınan bir kızdım, birden kapanmak nefsime çok ağır geldi. Hemen kapanmamaya karar verdim ama o da ne her dışarı çıktığımda bir sürü günah kazanıyordum.

Mesela avm’de bütün katlar birbirini görüyordu, o zaman avm’ye gittiğimde oradaki bütün insanlar benim için potansiyel günahtı. Evet, bütün bunları hesaplıyordum. İlk başlarda okula formamın içine boğazlı tişört giyerek gidiyordum, tabi canım boynum ne kadar az gözükse o kadar kârdı. Zaman geçtikçe başımın açık olmasına daha da alışmaya başladım. Formanın içine boğazlı tişört giyecek kadar ince düşünen ben, yavaş yavaş formanın düğmelerini açar olmuştum, kollarımı sıyırarak okulda gezer olmuştum. Benimle romantik manada ilgilenen birkaç erkek arkadaş da olunca, kapanmak falan iyice uzak gelmeye başlamıştı, aynı oranda günah hissinden de uzaklaşıyordum. Çünkü böyledir, günah alışılan bir şeydir. Eğer uzun süre günah kazanmaktan oluşan vicdanın sesine kulak verilmezse o ses gittikçe kısılır. Sonra aşk olsun o sesi tekrar duyabilene.

Ama şükür ki Allah bana tekrar duyabilmeyi nasip etmişti. Bir gün dedim ki “böyle giderse ben hayatta kapanmam, gittikçe de günah kazanıyorum. Kendime bir tarih belirleyeyim ve o tarihi de etrafıma yayayım. Eğer ben vazgeçecek olursam, sözünü tutmamış olmak nefsime ağır gelsin.” Öyle de oldu şükür, belirlediğim tarihte kapandım. Kendimi aylar öncesinden o kadar hazırlamıştım ki, belirlediğim zamanda kapanmak bana hiç de zor gelmemişti. Babama kapanacağımı ilk söylediğimde babam “ Daha küçük değil misin?” demişti. Babama çok sert bir şekilde “ Hayır, ben kapanacağım” dedim. Halbuki o kadar kasmama gerek yoktu, babam zaten demokrat bir insandır. İstersem zaten kapanırdım. Galiba bu tepki babamdan çok kendi nefsimeydi. O gün bugündür kapalıyım şükürler olsun.

İlk başlarda pantolon-tunik olarak başlasam da zaman içinde üşengeç yapımın da etkisi ile ferace giymeye başladım. Ferace ne rahattı canım öyle, içine ne giyersen giy, istediğin gibi çık. Evet, başta bu niyet ile ferace giysem de, ferace beni daha huzurlu hissettirir olmuştu, iyice alışmıştım. Bazen ferace giydiğimde babam ve abim  “niye bu kadar siyah giyiyorsun, Suriyeli kıyafeti gibi” derlerdi  ama onları dikkate almamayı da çoktan öğrenmiştim zaten.

Tesettüre girmek benim için birçok şeyin başlangıcı oldu. Çünkü giydiği kıyafet mutlaka insanın içine de sirayet ediyor. Bu açıdan bakınca da başını kapatmak yeni bir başlangıç yapmak için Allah’ın bize bir lütfu. Ben de kapandıktan sonra bazı kararlar almıştım kendimce. Artık o bildiğim bütün hakikatleri uygulama vaktiydi. Hepsini uygulayabiliyor muydum? Tabii ki de hayır. Başını örtmekte sihirli değnek değil ki canım, her şey birden düzelsin. Ama o yolda olmak bile beni daha Müslüman hissettirmeye yetmişti. Kendimi bu yeni halim ile Müslüman olmaya daha layık hissetmiştim. Zaten önemli olan yolda olmaktır, yoksa hiçbir zaman hatasız olamayacağız ki. Hatasız olsak hiç insan olur muyduk? İnsan hata yapar da, önemli olan hatada ısrarcı olmamak. Hatamızı biliyorken neden daha az Müslümanlığa razı olalım ki, değil mi ama?

Aşırı normal insan