Düş'ününce

Öğrenciyken evlenmek mi?

Ne var ki günümüzde, dayatılan standartlar ile evlilikler nefislerin üstünlük mücadelesine dönmüş durumda. Müslümanlar, evliliklerin mevzusunu böyle ufak hesaplara indirgediği sürece de problemlerin büyük boyutlara ulaşacağına inanıyorum.

Hakkında konuşurken en çok dikkat etmemiz gereken mevzulardan biri evliliktir diye düşünüyorum. Hele ki günümüz şartlarını düşünecek olursak söyleyeceklerimizi defalarca tartarak söylemeliyiz. Bu doğrultuda, yaklaşık bir senedir evli birisi olan bana sorulan “Evliliğe alıştın mı, öğrenciyken zor mu, nasıl gidiyor” vs. tarzında sorulara kendi deneyimlerimden yola çıkarak verdiğim cevaplar sonrasında bazı eklemeler yapmayı ihmal etmiyorum ☺ Uzun lâfın kısası mevzu kritik, mevzu derin fakat bir o kadar da bizlerin göz aydınlığı, iç rahatlığı…

Ben üniversite hayatımın tam orta yerinde evlilik kararı aldım. Eşim ise yeni mezun olmuştu. Durum böyle olunca eşimle tanışıp evlenmemize kadar geçen dokuz aylık sürecin ilk dört ayı ailemi ikna etmek ile geçti. Bunun nedeni ise birisi okulu devam eden birisi ise daha yeni mezun olmuş iki “çocuk” sadece birbiri ile üç kere görüşerek evliliğe karar vermişti. Çevremden gelen ilk tepkiler daha çok benim gelecek vaat eden biri olmam üzerine kuruluyken bu isteğim ile hayâl kırıklığı yaşamışlardı. Eşim ise belli bir başarı sağlamış yurtdışına gidecek bir öğrenciyken nasıl evlenip bunlardan vazgeçiyordu ailem bunu da anlamış değildi. Bu ilk aşamada gayet dünyevi sebeplerle tepki gösterilse de bunun altında yatan pek çok endişeyi anlayabiliyordum. Ailem, ne yazık ki çevremizde, televizyonlarda şahit oldukları veya kulaklarına çalınan kötü olayların evlâtlarının başına gelmesini istemiyordu. Hiç tanımadıkları birisi ile evlenmek istiyordum, ben ise evlenmek istediğim insanı üç kere görmüştüm. Eğer biraz süre geçerse benim şahsi hayatım da eşimin şahsi hayatı da daha yerli yerine oturmuş ve evliliğimiz daha sağlıklı olacaktı. Ben ise bunun tam tersini düşünüyordum, kendi başıma hayatımı iyi yöne sevk etmek için çaba harcayıp sonrasında bu hayata birisini dahil etmek bana çok zor gelirken ömrümün geri kalanını geçireceğim eşim ile “gerçek hayata adım atmak” benim için çok daha kıymetliydi. Sonrasında bir kısır döngü misali yine aynı noktaya geliyorduk “İyi hoş düşünüyordum da bir insanın ahlâkının iyiliğini bu kadar sürede anlayamazdım ve iyi biri bile olsa hayat bizi yıpratabilirdi.” Ben içimde bu kısır döngüye düşmedim çünkü karşımdaki insanı değerlendirme kriterlerim ve benim evlilik ölçütlerim zihnimde gayet netti.

Ne var ki eğer niyetimizi hayırlı, helâl bir yol için aldıysak Allah’ın merhameti ve yardımı bir an bile eksik olmuyor. Bizim için de durum böyle olmuştu. O zaman savunduğum pek çok görüşüm Elhamdülillah hâlâ geçerlidir. Biraz bunlardan bahsetmek istiyorum. Çevremin bütün endişelerine verdiğim cevap “Ben Allah’a sığındım eğer bir şey imtihanım olacaksa her koşulda olacaktır.” olmuştur. Elbette ki bu süreçte pek çok istişare ve istiarenin varlığını söylemeliyim. Nasıl bir hayat istediğimi bilen dostlarım ile uzun sohbetlerimin olduğu, yakın çevremizin bizler hakkında düşüncelerini aktardığı bir süreçti. Kendim ile baş başa kalıp düşünmelerim, eşim ile beklentilerimize dair mevzuları -çok net bir şekilde- konuşmalarımız da bu sürece eşlik etti. Elbette ki eşim ile evliliği düşünmemin nedenlerini gayet mantıklı açıklayabiliyordum çünkü aklımda temel meselelere dair bir soru işareti yoktu. Kaldı ki flört dönemi gibi harama sebep olan bir dönem ile insanların birbirlerini tanımaktan ziyade birbirlerini tanımadan daha çok yıpratacağına inanıyorum çünkü adı üstünde haram. Bundan hayır beklememiz hata olur. Kısacası temel meselelerin benim adıma olumlu olması ve -en önemlisi- Allah’ın gönüllere o yakınlığı yerleştirmesi ile kararımı vermiş oldum. Bundan sonrası ise sadece tevekkül olabilirdi.
Dönüp baktığımda fark ediyorum ki, bu ilk süreçte annemden tutun da herhangi bir arkadaşıma kadar “Sence ben nasıl bir insanım?” diye sormaktan artık insanları bunaltmışım ☺ Özellikle eşimin hoşlanmadığını belirttiği mevzularda “Ben böyle yapıyor muyum?” diye sormaktan kendimi alıkoyamıyordum. Daha yeni evli sayılacak birisinin tavsiyesini almak isterseniz, evliliğin tam olarak bunu gerektirdiğini düşünüyorum. Evlilik, sürekli bir şekilde insanın nefsi ile mücadelesini gerekli kılıyor. İnsani ilişkilere zarar veren bencillik, inatçılık gibi huylarınız varsa veya tembel, kötümser bir yapınız varsa bunları törpülüyorsunuz. Eğer bunun için çaba harcamıyorsanız ise zamanla bu huyların sizi mutsuz etmeye başladığını fark ediyorsunuz çünkü evlilikle, eşinizin hissi durumu ile bir olan bir duygu evrenine giriş yapıyorsunuz. Onun üzüntüsü, sevinci sizin duygularınızın sebebi oluyor. Bunların Elhamdülillah bekârken de farkındaydım. İnsan ilişkilerini gözlemleme becerimin olduğuna inanıyorum ve farkındalığımın bir sebebi budur diye düşünüyorum. Yani diyebilirim ki yoğun istişare döneminde eşimin karakterinden çok “Ben nasıl bir insanım?” sorusu üzerine yoğunlaşmıştım. Bu durumda ise evliliğin insana güzel ahlâkı getireceğine inanıyorum.

Diğer inancımı sürdürdüğüm görüşüm ise evliliğin hayatın temel taşı olduğudur, doğru insanla evlilik için bahaneleri bir kenara bırakmak gerekir fakat herkes için “doğru insan olma” kriteri farklıdır. Bu sebeple önce insanın nasıl biri ile ömrünü paylaşmak istediğini uzunca düşünmesi ve bu konuda çokça dua etmesi gerektiğini düşünüyorum. (Evet evlilik için dua etmek ayıplanacak bir şey değil, şu an evlilik düşünmüyorsanız bile bunun için dua edilebilir çünkü insan, evlilik ile tamamen farklı olan yeni hayatına başlıyor, bunun için düşünmek ve dua etmek gerekir.) Evliliği uzunca düşünmek ve mantıksal bir çerçevesini oluşturmak evlilik yolunda daha sağlam bir zeminde kalmanızı sağlıyor. Görüştüğünüz insandan ne beklediğinizi bilmek gereksiz gönül yorgunluklarına engel olabiliyor. Ayrıca kendinizi bildiğiniz zaman insanların yorumlarının, çeşitli vesveselerin altında ezilmiyorsunuz. Bu demek olmasın ki ne istediğimi bilirsem onu tamamen elde ederim ve mutlu olurum. İnsanın imtihanı inandığı değerlerle de olabiliyor ve bu tamamen sizin dışınızda gelişen bir süreç de olabiliyor çünkü evlilik sürecinde pek çok insan aktif rol oynuyor. Bazen kabulleniş, bazen tepki verme ama her zaman ahlâkını muhafaza etme bence imtihanın önemi, bunu başarıp başaramadığımızdır, yoksa insan, her şey ile imtihan olabiliyor.

Hayatın yönünün evlilik ile belirlenmesinden taraftarım demiştim. Özellikle evlilik söz konusu olduğunda kadınlara, “güç ve söz sahibi olarak kendini ezdirmeme” düşüncesi etrafında dayatılan hayat standartları beni kesinlikle mutlu etmeyecekti. Müslüman bir kadın olarak istediğim, bir gün sonunun geleceği bu dünya hayatımda nefsimi tatmin edici varlık iddialarında bulunmak değildi (bu doğrultuda iki soyadı kullanmayı da reddettim), isteğim Allah rızasını kazanacak bir hayat yaşamaktı. Toplumsal düzene başkaldırı gibi bir niyetim de yoktu. Daha doğrusu, dönemimiz şartlarını düşünecek olursak geleneksel tarafta israf ve gösteriş üzerine kurulu evlilikler, “modern” diye tanımlayabileceğimiz tarafta ise toplumsal rolleri sorgulama adı altında altı oyulan değerlerin ürettiği sözleşmeli evlilikler söz konusudur ve bu ortamda şeriata uygun bir şekilde evliliğe hazırlık süreci geçirmek ve eşlerin bu doğrultuda ilişkisini sürdürmesi asıl başkaldırıdır diye düşünüyorum. Bu sebeplerle, insana ve her varlığa karşı yapılan kötü muamelenin karşısında olmakla birlikte, kadınlara dayatılan modern evlilik standartlarını reddediyorum. Geleneksel standartların da çoğunu uygulamadığımı söylemeliyim. Bizlerin kıstası İslâmiyet’in bizlere sunduğu evlilik standartları olmak zorundadır. Kadının yemek yapmasının, evi toplamasının vs. bir problem oluşu bana komik geliyor çünkü biz, Allah’ın kanununa uygun evlilikler yaparsak bu tarz işten bile olmayan mevzuların dile gelmesinin zaman kaybı olacağına inanıyorum. Elbette okuldan eve döndüğümde temizlik, yemek vs. yaptığım çok oldu hâlâ da oluyor, elime aylarca toz bezi almadığım, mutfağa yemek yapmak için girmediğim zamanlar da oldu hâlâ da oluyor. Kastım, durumu idare edip bunları evliliğin mevzusu haline getirmemektir çünkü özellikle iki genç Müslümanın evliliğinde söz konusu mevzular çok daha kapsamlı ve entelektüel olmalıdır diye düşünüyorum. Ne var ki günümüzde, dayatılan standartlar ile evlilikler nefislerin üstünlük mücadelesine dönmüş durumda. Müslümanlar, evliliklerin mevzusunu böyle ufak hesaplara indirgediği sürece de problemlerin büyük boyutlara ulaşacağına inanıyorum. Geleneksek veya modern evlilik fark etmez evlilik söz konusu olduğunda ufkumuzun darlığı, Müslüman bir toplumun da çözülmesine sebep oluyor. Sizlere diyeceğim gelin bir de Allah rızasına uygun evlilik nasıl olur onu düşünelim. İnanıyorum ki yaşam ufkumuz genişleyecektir.

Buradan çıkabilecek olası sonuçlara karşı eklemek istediğim bazı noktalar var. Dediğim her şeyi temkinli söylediğimi belirtmek isterim. Bu süreçte ve her zaman inandığımız düşünceler, sevdiklerimiz hatta kendimiz ile imtihan oluyoruz. Benim de imtihan olduğum noktalar elbette oldu hâlâ da oluyor. Evlilik artık, Allah ile kendi aranda olan mevzuları bir başkası için de düşünmeye başlaman demek. Maalesef ki eşi namaz kılmayan birisinin zamanla namazı terk etmesi veya ibadetlerini eşi ile çoğaltabilecekken sadece farz ibadetleri yerine getiriyor olabilmesi ve bunun uzantısının çocuklara yansıması, hayatımızdan örneklerdir. Eğer evliliğin maddi değil manevi sorumluluklarını fark edecek olursak Allah’ın izniyle endişelerimiz hafifleyecektir diye düşünüyorum.

“Kim evlenirse imanın yarısını tamamlamış olur; kalan diğer yarısı hakkında ise Allah’tan korksun!” *

Gûyan

Hadis-i Şerif (Heysemî, IV, 252)