Benim Hikayem

Sulanan Topraktan Can Çıkar

Dış görünüş olarak da böyle değişik bir tiptim: Kara kara kıyafetler, dudakta piercing, gözler kapkara, saçlar kabartılmış. Bir gün yolda yürürken karşıdan gelen 2 tane kızın benden korkarak “şeytan” deyip kaçmalarından sonra çok üzülsem de kendimi öyleyken seviyordum. Ben böyleyken bendim

Muhafazakar bir ailede büyümeme rağmen 15 yaş sonrası olan cahiliye zamanlarımda kafamda çok sorular ve özellikle de şüpheler vardı. Dış görünüş olarak da böyle değişik bir tiptim: Kara kara kıyafetler, dudakta piercing, gözler kapkara, saçlar kabartılmış.Bir gün yolda yürürken karşıdan gelen 2 tane kızın benden korkarak “şeytan” deyip kaçmalarından sonra çok üzülsem de kendimi öyleyken seviyordum. Ben böyleyken bendim. İtikâd olarak inançsız biri miydim değil miydim bilmiyorum ama İslam dışındaki dinleri merak ediyordum. Dudağımda piercing o halle bile annem beni zorla dergahlara götürürdü, benden hiç utanmazdı: “Onun içine tohum atılıyor, o tohum bir gün filizlenecek.” derdi. O beni o halimle dergahlara götürmeye utanmazdı ama ben oralara girerken çok utanırdım. Yine de anneme karşı çıkamazdım, çeke çeke götürürdü beni, kıramazdım onu. Lise zamanlarımda felaket bir arkadaş çevresi edinmiştim. Bir gün korkutucu bir rüya gördüm. Rüyam şöyleydi: Mevcut arkadaşlarımla bir yere gidiyorduk elimde içki şişesi, gittiğimiz yerin biraz uzağında ise bir inşaat yapılıyor. Bir anda arkamdan PAT diye bir ses geldi. O kadar korkmuştum ki arkama bile dönemiyordum. Sesin inşaattan gelmesini ümit ederek önümdeki camdan inşaatın yansımasına baktığım an bir de ne göreyim: Arkamda kefenin içinde heybetli bir adam, ellerini sinirden kaldırmış, masmavi ve sinirden pörtlemiş gözleriyle “NE YAPTIĞINI SANIYORSUN SEN!” diye bağırmasıyla irkilip arkama dönmüştüm. “Dede bir daha yapmayacağım” deyip dizine başımı koyup hüngür hüngür ağlıyordum, o da başımı okşuyordu. Rüyamdayken kefenin içinden gördüğüm adamın ben daha 2 aylıkken vefat eden dedem olduğu içime doğmuştu adeta, onun olduğunu anlamıştım. Rüyamdan dehşetle uyandım. Anneme gidip rüyamdaki adamı tarif ettiğimde babamın babasının masmavi gözlü olduğunu söyledi. Sonrasında korkuyla rüyamı anneme anlattım. Kahvaltıya oturduğumuzda bizimkilere bir anda, “Ben kapanmaya karar verdim” dedim. Babam, “Daha önceden söyleseydin bugün oruç tutardım” dedi. Kapanmaya karar vermiştim ama itikâdım hala sağlam değildi. Lise zamanlarımda dini konularda çok bocalıyordum aslında. Kapandım ama modern kapalıydım hani var ya; dar pantolon üzerine mendil kadar eşarp takanlar öyleydim. Lise son sınıfım bitmişti. O yaz Sivas’ta İktisadi ve idari bilimler Fakültesini kazanmıştım. Annem son kez bana “Kızım artık dışarılara okumaya gidiyorsun, en azından seri okuyabilecek kadar Kur’an öğren bu yaz Kur’an kursuna git.” demişti. Annemi kıramadım. Beylikdüzü’nde yatılı bir Kur’an kursuna yaz boyunca gitmek üzere kaydoldum. Kursun daha ilk haftasında çok etkilenmiştim. Minder ve rahlelerde ders yapıyorduk. Hocalarımızın giyimi, örtüleri bana hanım sahabeleri andırıyordu. Hele sohbetler çok güzeldi. İlk hafta ev iznine çıktığımızda anneme çarşaf giymek istediğimi söyleyince, ailemde şaşkınlık uyandırmıştım. Annemin başörtüsüne karşı olan kızı sadece bir rüya ile başını örtmeye karar vermişti, şimdi ise çarşaf giymek istediğini ve üniversiteye gitmek istemediğini, Kur’an kursunu çok sevdiğini söylüyordu. Kadın korktu herhalde ki bir daha beni oraya göndermedi. Aslında İslam’ı yaşamaya çalışan bir kadındı, neden öyle yaptığını anlayamamıştım. O yaz aileme karşı üniversiteye gitmeme savaşı vermiştim. Onlar için kolay değildi elbet; bir ton dershane harcamaları, başka başka emekler. Ben ise Kur’an kursunda huzur bulmuştum. Demek ki gönlüm İslam’ı seviyormuş ama huzuru başka yerlerde aramış. Sonrasında, kafamın içindeki soru dolu kurtlar bitmemesine rağmen ailemle olan savaşı kazanmıştım ve bu konuda bana tek destek çıkan abim olmuştu. O yaz annemin üniversite okumam için ısrarlarına rağmen Diyanet Bakanlığı’na bağlı resmi bir Kur’an kursuna kayıt oldum. 3 yıl boyunca üniversiteyi yakmamı başıma kaktılar. Sadece abim arkamdaydı, bana, “Sen git, ben senin Kur’an kursu masraflarını karşılayacağım” dedi. Kur’an kursundaki dersliğimiz kütüphane gibi bir yerdi. Her türden kitap vardı. Bir ara elime Yuhanna incili geçti, okudum. Lise zamanlarımda da internetten hep Tevrat’ı ve Zebur’u araştırmaya çalışırdım. Tevrat’ı okumaya çalışırdım ama nedense pek sarmazdı. Yine de bir şeyler öğrenmek adına okurdum. Sonrasında yine Kur’an kursunda okurken, orada 4 bölümün de içinde mevcut olduğu bir İncil buldum. Hafta sonu eve bile götürüp okuyordum. Ben Kur’an kursu öğrencisi olarak evde incil okuyorum ve evde kıyametler kopuyor. Annem İncil’i kapının dışındaki ayakkabılığa koyuyor, ben ise alıp tekrar okuyorum. İncil’i okudukça kabul edilemez şeyleri fark ediyorum. Bir bölümde şöyle yazıyordu mesela: “Bir uzvun ile günah işlediğin zaman o uzvunu kes, bu senin tüm bedeninle cehennemde yanmaktan daha iyidir.” Orada yazan şey tam olarak buydu. Elinle günah işlediysen elini kes, ayakların ile günah işlediysen ayağını kes bu senin tüm vücudunun cehenneme girmesinden iyidir. Bir yerde de şöyle yazıyordu: “Boşanmış kadın zinaya düşmüş kadındır, boşanmış kadınla evlenen erkek zinaya düşmüş gibidir.” Bunlar benim için kabul etmesi zor şeylerdi. Kur’an kursunda birkaç ay geçirdikten sonra Kur’an meali sınavı yapılacağı duyuruldu herkese. Her hafta 1 cüzden sınav olacaktık. Bunu Kur’an meali okumam için bir fırsat olarak gördüm. Her hafta bir cüz okuyorum ama gözlerim hep sel oluyordu. Ayetleri okudukça görüyordum ki; bütün ayetler ya toplum sağlığı için ya kişinin kendi sağlığını korumayı kapsıyordu. Bütün ayetler ya insanın akıl sağlığını koruyor ya ailenin sağlığını ya da adaletin sağlığını ama hep bir sebep içeriyor ve ben okudukça o sebepleri görebiliyordum. Okudukça da kahroluyordum. Allah merhamet sahibidir, Allah çokça bağışlayandır, Allah her şeyi bilendir. Özellikle Allah’ın ne kadar merhametli olduğu, ne kadar bağışlayıcı olduğu sık sık yazıyordu. Diğer ayetleri de okudukça cahiliye dönemim adına pişmanlık duyuyordum, Allah’ın çokça bağışlayıcı, çokça affedici olduğunu okudukça ağlıyordum. Bir ayet okumuştum mealen şöyleydi “Kim ki vücudundan bir uzvuna kasti olarak zarar verirse onun fidyesini ödesin.” Allah sanki sana, “Sen kimsin, senin sahibin benim, sen benim kıymetlimsin” diyor. Miras hukukunda bile “vay be” demiştim. Ayetleri okudukça dinleri araştırmaya Kuran-ı Kerimden başlamadığıma çok pişmanlık duyuyordum. O kadar pişmandım ki Kur’an-ı Kerim’i çantada keklik (hâşâ) gibi gördüğüme, geçen yıllarıma, heba ettiğim lise dönemlerime… Her ayet beynime çivi gibi çakılıyordu. “Allah tevbe edenleri sever”i okudukça tevbe etmeyi bilmiyordum, sadece ağlıyordum. En son bir ayet okudum:”Rabbin sana küsmedi, seni terketmedi de.” Sanki oturduğum sıraya yapışmıştım. “Elhamdülillah ben Müslümanım” dedim. O ayetten sonra kahrolma, Allah’a karşı umutlanma, biraz utanma, ne yapacağını bilememe… O kadar değişik bir şey ki; sevgiliden mektup geliyor: “Sen Rabbini kırdın ama Rabbin sana küsmedi, Rabbin senden gitmedi, Rabbin seni bağrına bastı, Sen Rabbininsin seni bırakmadı, hadi tutun.” diye. Bir umut ama sadrımda öyle bir his var ki pişmanlıktan hüngür hüngür ağlayasım var ama ağlayamayacak kadar da umudum var. Sadece bir tane ayete tutundum, sadece bir ayete umutlandım: “RABBİN SANA KÜSMEDİ, TERK ETMEDİ DE.” Ondan sonra Kur’an’ı Kerim’deki gibi örtümü düzelttim. Ayetleri okudukça sanki yeniden yeşeriyordum. Metalci, satanist kılıklı, piercingli Pınar gitmiş yerine bol feraceli, başörtüsüyle omuzlara kadar örtülü bir Pınar gelmişti. Elhamdülillah , işte benim değişimim de böyle oldu. Annemin o sözü hala aklımda, “O tohum, bir gün filizlenecek.”