Benim Hikayem

Dört Bir Yanım Ön Yargı

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla yazıyorum.
Seven, sevdiğini çağırır.
Daha çok seven, sevdiğinin çağırmasını ister.
Daha çok seven, sevdiğinin içine bu isteği koyandır.


    Altı yıl önceydi, geldim. Güneş yürüdüğüm beyazlığa gözleri kör edercesine çarpıyordu; biri üstümden mübarek bir su serpiyordu. Ben yürüyordum, gelmenin sevinciyle. Başımda özensiz bir örtü, örtmeyi bilmiyordum, ilk kez yapıyordum. Geldiğim yerden ayrıldığımda, anlatmamız beklendi. Nasıldı, Allah kabul etsindi, tekrarını cümlemize nasip etsindi.
  Ailemle umreye gidip geldiğimizde içerde bunlar konuşulurken aynada kendime bakıyordum. Herkes kapanmış olmamı bekliyordu. Misafirlerin yanına nasıl çıkacaktım? O sırada halam geldi, bir de umreye gidip gelmiş ve kapanmış kuzenlerim. Allah doğru yola ilettikten sonra dönmüş gibi olursun kapan, dedi halam. Ailemde hiç baskı görmedim, kapansam iyi olur, kapanmayı istersem olur, ancak öyle kabul olur. Bana hep Allah’ın rızasını istememde yardım ettiler. Allah’ın rızasıydı önemli olan. Fakat bir anlık gafletle halama kızdım. İnsanlar, umreye gidip gelmiş ama başı hala açık, Allah doğru yola koymuş ama bak nasıl da doğru yoldan ayrılmış demesinler diye mi başımı kapatacaktım? Allah’ın yolunda olduğumu onlara böyle göstermek mi zorundaydım? Başım açık, zemzem hurma tutmaya geçtim içeri.
   Aradan uzunca bir zaman geçti. Her ezan sesi çağırdığında, cami avlusuna girerken başım açık girmekten utanıyordum. Selimiye’ye gittim, Sultan Ahmet’e, Ayasofya’ya… Avlularında tülbentle gezdim. Kapanmıyordum çünkü insanlar yargılıyordu. Beni bir siyasi görüşe, bir cemaate bir tarikata yakıştıracaklardı. Ben Allah’ın dinini yaşamak istiyordum. İnsanların görüşlerini değil. Allah’ın dini, Allah’ın rızası, Allah’ın hoşnutluğu… Bir şeyler yerine oturmuyordu.
   Ramazan ayındaydık. Bir yıl geçmişti, geldiğim çağrıdan geleli. Yerine oturmayan taşları buldum. Fark ettim ki, Allah’ın dinini yaşamak, Allah’ın rızasını gözetmek demek insanların görüşlerini göz ardı etmek demekti. Eğer bunu bir yıl önce hakkıyla bilseydim, insanların umreden dönen bir kızdan kapanmasını beklemelerini, kapanırsam onların beklentisi için amel edecek olmamı düşünmezdim. Ve kaybettiğim bir yılda bu fikirlere, kapanırsam insanların yargılarına maruz kalacağım gibi, başkalarını eklemezdim. Ramazan ayındaydık, tesettüre girdim.
   Tahmin ettiğim gibi oldu, çevrem bir şeyler yakıştırdı örtüme. Herkes örtümü bir görüşe çekiyordu. Herkes için bir olan bir görüş yok muydu?
   Bu gün örtünen bir müslümanım. Örtünmeyen müslümanlar da var. Allah’ın rızasını, toplumun örtünen kişiden beklentileri ile karıştıranlar var. Bir de örtünmüş ama toplumun beklentisi, Allah’ın rızasından ağır geldiği için başını açıp, özgürüm diyebilen müslümanlar… Hatta toplumun beklentisi o kadar ağır gelmiş ki dininiz sizin olsun diyerek müslüman olmaktan çıkmış insanlar…
  Bu yüzden şimdi fark ediyorum ki as’lolan birbirimize Allah’ın rızası üzerinde olmayı sevdirmek ve tavsiye etmekmiş. Yaşadıklarımdan anlıyorum, İslam’ın özgürlük dini olduğunu. Ve diyorum ki, özgürlük; herkesin hoşnutluğu değil, herkesi en iyi bilen Tek’in hoşnutluğudur.


Mah-ı Nev