Benim Hikayem

Yüzünde Toprak Kokan Çocuk

“Lise çağlarımda iken eleştirel bir yapıya dönüştüm. Asi, ele avuca sığmayan, aykırı arkadaşlıklar edinen, ilme yakın ama bir o kadar cahil ve uzak. Uzay boşluğunda düşüyordum ama çakıldığım bir yer olmuyordu. Lezbiyen arkadaşlar, cinlerin rahatsızlığına uğrayan arkadaşlar, zina illetinde boğulan arkadaşlar, alkol bağımlısı arkadaşlar derken hayatım ince bir çizgiyle çiziliyordu sanki.

Hayatımın kesitlerinden bahsedeceğim: Tanışmadan önce sizlere sormak istediğim sorularım var. Özellikle kendime de sorduğum. Derdiniz var mı? Derdim var mı? Derdim için neler yapıyorum? Bu sorumu soruyor ve bir kenara kaldırıyorum. Hayatımın en güzel kesiti ve masumiyetini anlatmak istiyorum: İlkokul yıllarımdan başlamak. Ele avuca sığmayan bir yapım vardır. O dönemler sokaklarda oynayan, erkekler maç yapan, yetmezmiş gibi ağaç tepelerinden inmeyen, yüzünde toprak kokan bir çocuktum. Kur’an kursuna gider, beş taş oynar, hevesli hevesli gelir, dedem ile Kur’an çalışırdım. Hayatta ki amacım ne bilmezdim. Bazı dönemler sokakta oynar, akşamları arkadaşlarımızla oturur, Allah’ın kim olduğunu anlamaya çalışırdık. Yetmezdi melekleri, cinleri aslında bilmediğimiz, duyduğumuz her şeyi merak eder, kendimizi korkutur, eve koşa koşa giderdik. Ailemin içinde ilk torun olduğumdan dolayı hem rahat hem de şımarık bir çocukluğum olmuştu. Zaman geçti; hayatın içinde büyümeye, görmeye, duymaya başladım. Aslında ne kördüm nede sağır ama cahildim. Ümmi idim saftım. Arkadaşlarımın derdini dinler, destek olmaya çalışırdım. Bu dert dinleme işine ortaokul 6. sınıfta yapmaya başladım. Tecrübesiz, bilgisiz, ilimsiz ama dertlenmekle mutlu olan biriydim. Daha doğrusu merhem olmaya çalışmayı seviyordum.

En kötü huyum ise hayatımdaki insanların hayatlarına müdahale olmaktan asla çekinmiyor oluşumdu. Hatta annem bana izin veriyor, eve geç dönüyorum mahallede herkesin annesi karışıyor, benimki karışmıyor diye üzülürdüm. Diyorum ya dertlenmekten hoşlanıyordum. Lise çağlarımda iken eleştirel bir yapıya dönüştüm. Asi, ele avuca sığmayan, aykırı arkadaşlıklar edinen, ilme yakın ama bir o kadar cahil ve uzak. Uzay boşluğunda düşüyordum ama çakıldığım bir yer olmuyordu. Lezbiyen arkadaşlar, cinlerin rahatsızlığına uğrayan arkadaşlar, zina illetinde boğulan arkadaşlar, alkol bağımlısı arkadaşlar derken hayatım ince bir çizgiyle çiziliyordu sanki.

Birçoğu ile arkadaşlık ederken onları bundan uzak tutarım diye ediyordum. Fakat unuttuğum bir nokta vardı ki en can alıcısı; cahil ve ilimsizdim. Kendimi ıslah edememişken başkasına nasıl olur da merhem olabilirdim. Bir süre sonra sapkınlıklara alıştım. Hayatım sürekli gezmek, tozmak, eğlenmek üzerine geçiyordu. Ara ara ailemle sorun yaşasam da kendi fikirlerime göre yaşayıp anarşist bir yapıya sahiptim, her şeye karşı duruş sergiliyordum. Ara ara dinleri araştırıp anlamaya çalışsam da derdim dünya olmuştu. Sohbetlere katılıyor birçok meclise gidiyordum. Çok acıdır ama BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM ‘in manasını lisede öğrendim. Arkadaşımın annesi Bediüzzaman’ın kitaplarını okuyor ve bize anlatıyordu: Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, merhametli ve rahmetli olan Allah. Biz besmelenin ne demek olduğunu bilmeden Müslümandık kardeşim. Kalbimde bir heyecan oluvermişti çünkü şu sözleri duymuştum: Ümit etmek Allah’tan, umutsuzluk şeytandan, daha sonra külliyatı okumuştum. Ve demiştim: “Allah’ım sen tövbe edenleri seversin” Kur’an da yazıyor. Estağfurullah diyerek, Allah’ın ipine sarıldım. Hata da yapsam, düşsem de, günah da işlesem Allah’ıma sığınır ve dersim alırsam. Allah’ım affeder dedim. Hamd-ı senalar olsun ki; kötülüklerin arkasından tövbe eder ve samimi olursan seni duyan Rabbi’n var olacak. Allah seni muhatap alacak. Seni yaradan seni dinleyecek SubhanAllah. Düşünmeden sadece o anda öyle inanıyor, araştırmıyor, bilmiyor ama yaşıyordum. Bir amacım kendimde var gibiydi ama amacımı dahi tam net çözmüş değildim.

Üniversite yıllarım ayaklarımın yavaş yavaş yere basma dönemi oldu. Üniversitede hata yapmadım demiyorum, belki de hayatımda en çok yere çakıldığımı hissettiğim dönemdir. Ama kalbimin Allah’ı andıkça rahatladığını hissetmeye başladım. Komik gelebilir ama eskiden ben Allah ve peygamberimiz (s.a.v.) için duygulananları anlayamazdım. Dua ederdim “Allah’ım seni sevmeyi nasip et” diyerek. Müslüman bir aile doğmuş, her yaz kurslara gitmiştim. Bunlar benim Allah’ı aramama sebep olmamışlardı. Daha sonra dua ettim, çok dua ettim. Allah’ı tanımak, sevmek, hissetmek için sonra çok sevdim. Çok şükür Rabbime lütuf etti, sevdirdi. Çok şükür Allah’ıma ömür verdi, sevdirdi. Allah’ı aramak da olur mu? Olur.

Üniversitede arkadaşlarımdan uzaklaşarak içime yolculuk yaptım. Kalbime, zihnime hatta hücrelerime kadar hepsini anlamaya, dinlemeye çalıştım ve sonra tesettür nasip oldu. SubhanAllah Allah içime sindirdi. O dakikaya kadar ara ara tesettürü düşünsem de ailem “kapan “deyince cinnet geliyordu. Kimseyi dinleyen biri değilimdir. Doğrum var ise ona göre yaşarım. Bir sabah Hz. Eyüp Sultan’a ziyarete gittik. 19 yaşına kadar İstanbul’da yaşamama rağmen Hz. Eba Eyüp El Ensari’yi Sabah namazına ziyarete gitmemiştim. O gün sabah namazı vaktinde arkadaşlarımla çıktık, Eyüp’e geldik. Hanımların yanına camiye girdik ve bir de ne görelim: SubhanAllah, merdivenlere kadar dolu, kandil değil, önemli gün değil gözlerime inanamadım. Merdivende durup huzurda olmaya niyetlendim.

Namaz kılarken içimde bir acı, sızı, gözlerimden yaşlar süzüldü. Kendime acıdım öyle acıdım ki inanamazsınız. Daha fazla bahsetmek istemiyorum, özeldir sonuçta Yaradan ve kulu arasında tanışma olmuştu Elhamdülillah. O vakit karar verdim kapanmaya, tesettüre ve Allah için hizmet etmeye. Ve çok geçmeden Ramazan vaktinde tekrardan arkadaşlarımla Eyüp’e geldiğim de şu cümleler döküldü kalbimden: Ben kapanıyorum ve kararım kesindir, kendime örtü alacağım. Eyüp Aleyhisselam’ı çok severdim ve hayatımda görmemi, anlamamı sağladığına inanırım. -Selam olsun! Allah’ın güzel dostlarına- Ziyarette bulunduk ve arkadaşlarım bana örtünmem için eşarp, şal aldılar; ben de tülbent aldım. Ve o dakikadan sonra tesettürü kalbime sindirmeye çalıştım. Çünkü tesettür sadece giyimle değil! Duruşla, bakışla, konuşmayla varlığını nasıl teslim ediyorsan odur. Tesettür sadece örtünmek dış örtünme değil iç örtünmedir. Uhrevi yolda yürümeye baş koymaktır. Ümit ve dua ile diyorum ki, kalbimizde tesettürü yaşayanlardan olmak nasip olur inşAllah. Allah bize değer veriyor. Rabbimin sevdiğini nasıl önemsemem. Bu yazıyı yazarken düşündüm, bu bahsedeceklerim mahremim ama olsun dedim. Bir kısmını ibret olması için paylaşabilirim. Derdim Allah’ın yeryüzende temsilcisi olabilmek. Şimdi meslek hayatımdayım, hayattan istediğim çalışmak daha çok İslam için dertlenmek. Allah’ı daha çok sevmek. Rasülü Zişan Muhammed Mustafa için canımı feda etmek. Adil ve hakkaniyetli olabilmek. Sevmek çok güzel kardeşim, hele hele aşık olmak… Sev Rabbini, sev Rasülü, sev Anneni. Ölüm hak ve Allah’a kavuşmaktır. Yüzünde toprak kokan çocuk dedim ya, topraktan geldik ve toprağa girip Allah’a döndürüleceğiz. Yüzünde toprak kokusunu duyarsan ölümü bilirsin, bilirsen yaşayışına Allah için yön verir, özleminle tutuşur, yanarsın asla unutmazsın. Allah’ın hidayeti, merhameti, selamı üzerimize olsun, muhabbetle…

Sema-i Aşk