Benim Hikayem

Dinmeyen Bir Savaş

Rengârenk ve göz boyayıcı güzelliklerin olduğu bir dünyada zaten bu savaşı vermemek elde değil. Bu sebeple savaşı dindirmek değil galip gelmek hedefim.

Oldukça dindar ve bilinçli bir ailenin üç numaralı çocuğu olarak büyüdüm. Yalnız takılmayı, oynamayı seven bir çocuktum. Sürekli kendi kendime konuşur, pek ablalarımla takılmazdım. Bu durum, kendimi daha iyi tanımamı ve sürekli içimdeki savaşta kalmamı sağladı. Evet, içimde süregelen bir savaş var ve bu savaş, artık büyüdüğüm için belli sorumluluklarımın olduğu söylendiğinde başladı. Hâlâ da devam ediyor.

İçimdeki savaşın başladığını ilk olarak 7.sınıfın ortalarında annem ev işi yaparken yanına gittiğim ve sohbetimiz esnasında  “Sence de artık kapanma vaktin gelmedi mi?” sorusunu duyduğumda anladım. Hiç istemediğim bir soruydu ve geçiştirerek cevap verdiğimi hatırlıyorum. Ama içime bir sıkıntı düşmüştü. Bu yaşta nasıl kapanacaktım? Okulda hiç kapalı arkadaşım yoktu ve en yakın arkadaşım da henüz kapanmayı düşünmüyor diye biliyordum.

Annem de bir kez bu soruyu sorduysa artık çok da geçiştirecek bir zamanım yoktu çünkü bu durum onu üzerdi. Annemi hiç üzmek istemiyordum. Ama nefsim de asla durmuyor “Arkadaşlarım nasıl tepki verir?” sorusunu aklıma getirip duruyordu. Bilinçli, anlayışlı, tesettürlü, ibadetlerine dikkat eden bir ailede büyümüş olmama rağmen yaşıyordum nefsimle olan bu şiddetli savaşı. İşte o zaman anladım ki Müslüman bir çevrede büyümüş olmak, önemli ve İslam’ı yaşamada kolaylaştırıcı olsa dâhi nefsin isteklerini veya şeytanın dürtülerini azaltmıyordu.

İçimdeki bu iç savaşta debelenip kendimi kötü hissettiğim; doğru olan ve şeytanın istediği arasında kaldığım dönemde bir gün, o yıllardaki en yakın arkadaşım bana bir teklifle gelmişti: Ramazan Bayramı’nda kapanma teklifi. Bunu söylediğinde aklıma ilk annem ve bu haberi verdiğimde yaşayacağı sevinci geldi. Arkadaşımla beraber kapanınca hem birbirimize destek olur hem de insanların şaşkınlığı benim üzerime odaklanmaz, ikiye bölünürdü. Ama en büyük kabul sebebim annemi mutlu etmekti. Bir anne için evladının tesettüre girmesi büyük bir mutluluk ve şükür sebebiydi. Ben de bu sevinci ve şükrü anneme yaşatmış olacaktım. O yaşlarda tesettürün önemini, güzelliğini pek anlamamış olsam da anneme yaşatmak istediğim sevinç,  tesettürle tanışmamdaki ilk vesile olmuş oldu.

7.sınıfın son dönemlerinden itibaren kapanmış ve bir Müslüman’ın yapması gereken farz ibadetleri yapmaya başlamıştım. İslam’ın bizden istediği belli şeylerin olduğunu, yapılmadığı takdirde ahiret hayatında bunun bize sorulacağını gayet iyi biliyordum. Küçük yaşta öğrenmiştim çoğunu hem ailemden hem gittiğim kurslardan. Ama maalesef bu ibadetlerimin çoğu olması gerektiği gibi değildi.

Namazlarımı bazen son vakitlerde kılar, eğer okuldaysam kazaya bırakırdım. Dönemin şartlarından dolayı okula açık gittiğim için özellikle ortaokulda tam da kapanmış sayılmazdım. Oruç tutuyordum ama gece uyumayıp gün içinde ezana kadar uyuduğum bir Ramazan geçiriyordum. Ve bütün bunlar çok rahatsız etmiyordu beni.

Allah’ın rızasını kazanmak için ibadet etmem gerektiğinin bilincindeydim ve yapmadığımda vicdanım beni gerçekten rahat bırakmıyordu; hatta yapmamak gibi bir düşünce asla gelmezdi aklıma. Örneğin tesettüre girdikten sonra bazen okuldaki, dershanedeki açık kişilere özendiğim, gerçekten çok zorlandığım zamanlar oluyordu ama asla açılmak gibi bir şey düşünmüyordum.

Namaz kılmak ve oruç tutmak gibi İslam’ın bizden istediği diğer yükümlülüklerinde de aynıydı hissettiğim. ‘Yapmak’ ile olan savaşımda zorlansam bile galip gelen taraftım ama gerçek manada anlayarak, daha önemseyerek ve asıl istendiği gibi yapmak konusunda pek çaba sarf ettiğim bir dönem değildi. İçimdeki savaş bu manada oldukça dingin bir zamanındaydı. Lisemin ilk senesi de pek farklı geçmedi.

10. Sınıfta yeni bir İmam Hatip Lisesine geçmiştim. Okuldaki insanlar oldukça çalışkan, bir amacı olan ve daha bilinçli yaşayan insanlardı. Hayatımın dönüm noktası olabilecek 3 sene geçirdim lisede. Bu senelerden çıkardığım en önemli ders; arkadaşının, etrafındaki insanların iyi ve kaliteli olmasının hakiki Müslüman olma yolunda ne kadar önemli olduğuydu. Arkadaşlarımla daha iyi bir Müslüman olmayı konuştuğumuz ve hocalarımızdan kafa karıştırıcı ama bizleri düşündüren dersler dinlediğimiz yıllardı.

Allah hepsinden razı olsun, çok çeşitli fikirlerde hocalarımız vardı. Örneğin birisi, bize hep takvalı bir Müslümanın nasıl olması gerektiğini anlatırdı. Bir diğer hocamız ise felsefe dersinden farksız dersler işlerdi. Daha varoluşsal konulardan bahseder, dünyaya gelme sebebimizden girer ölümden sonrasına kadar anlatır; kafamızda milyon tane soruyla baş başa bırakırdı bizi. Bu sayede hem sorgulamayı hem de tefekkürü öğrenirdik. Özellikle bu iki hocamız pişirdi beni. İçimdeki savaşı da her derslerinde daha da alevlendirdiler.

Sonunda üniversiteye geçtiğimde yine çok şükür ki harika bir çevrenin içine dâhil oldum. Fakat hala nefsimle, şeytanla olan savaşım devam ediyor. Rengârenk ve göz boyayıcı güzelliklerin olduğu bir dünyada zaten bu savaşı vermemek elde değil. Bu sebeple savaşı dindirmek değil galip gelmek hedefim. Bunun da yaptığım şeyleri anlayınca gerçekleşeceğini öğrendim. Allah bizden neden tesettüre girmemizi istiyor? Gerçek tesettür nedir? Namazla bize öğretilmek istenen şey ne? İşte bunları anlayınca yapılması gerekenler daha bilinçli bir şekilde ve huzurla yapılıyor.  İşte benim kapanma ve gerçek tesettürle tanışma hikâyem.

Betül

İllustrasyon: Meenal Patel Studio

Sosyal medyada paylaşmak ister misin?