Bi'söyleşi

Belgesel Yönetmeni Tülay Gökçimen ile Söyleşi

Evli olduğumu duyunca şaşıranlar da oluyor. Halbuki çoğu yere eşimle beraber gitmeye çalışıyorum. Ayrıca gittiğim yerlerde de mutlaka İslam’a uygun bir ortam oluşturmaya çalışıyorum. Bunun mücadelesini hep vermeye çalışıyorum.

Hoş geldiniz Tülay Hanım, öncelikle söyleşi teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

İsmim Tülay Gökçimen. Belgesel yönetmeniyim, eş zamanlı olarak insani yardım koordinatörlüğü de yapıyorum. Savaş, çatışma, işgal ve afet bölgelerinde belgeseller çekiyorum. Özellikle kadın, çocuklar ve dezavantajlı gruplarla ilgili son on yıldır çalışmalar yapıyoruz. Evliyim ve iki çocuk annesiyim.

Belgesel yönetmenliği yapmaya nasıl karar verdiniz? Bu mesleği yapmaktaki motivasyonunuz neydi?

Aslında on sekiz yıldır televizyonculuk yapıyorum. Son on iki yıldır savaş, çatışma, işgal ve afet bölgelerinde belgeseller çekiyorum. Tabi, Suriye savaşının da bunda çok etkisi var. Daha öncesinde de Lübnan, Ürdün ve Suriye kamplarındaki Filistinli mültecilerin halini anlatan bir belgesel çekmiştik. Ondan önce konularım farklıydı. Mesela imam-hatip liselerinin kurucusu Mahmud Celaleddin Ökten’ i anlatan bir belgesel yapmıştık. Bundan da önce, Metin Yüksel’in mücadelesini anlatan belgeseller yapmıştık. Hatta ilk belgeselim “Camın Ateşle Dansı” gibi Beykoz cam ocağında cam işçiliğini anlatan bir belgeseldi. Daha sonra dünya konjonktürüne göre yaşananlarla paralel olarak çektiğimiz şeyler de değişti. Her şeyden önce dünyada ve coğrafyamızda neler olduğuna dair haberler yapmak hep istediğim bir şeydi. Bu işe ilk olarak 18-19 yaşında Deniz Feneri programının yapım-yönetim asistanlığını yaparak başladım. Gerçekten çok istediğimi göstererek, hiçbir okul okumadan sadece ilgimle ve kendi kendime öğrendiğim bilgilerle o programa asistan olarak katılabilmek benim için kıymetliydi. O zamanlar 28 Şubat sürecine denk gelmesine rağmen çabalamaya devam ettim. Farklı kanallarda çalıştım.

Şu anda yaklaşık on iki yıldır bağımsız olarak çalışıyorum. Belgesellerimizi çektikten sonra kanallara gönderiyoruz ve sosyal medyada yayınlıyoruz. Okullarda, üniversitelerde, belediyelerde, kültür merkezlerinde gösterimler yaparak insanlara sunuyoruz. Böylece daha çok insanın yaşananlardan haberdar olmasını sağlıyoruz. Şu sıralar da aynı minvalde belgeseller hazırlamaya devam ediyorum. Kafamda Avrupa’ya giden mülteci çocuklarla alakalı bir belgesel var. İki üç yıldır bunun üzerine düşünüyorum.

Bunun dışında “For Children”[1] isminde İsviçre merkezli bir derneğimiz var. Derneğimiz bu sene kuruldu. Türkiye’de de temsilciliğini inşallah açacağız. Şu anda daha çok “For Children” üzerinden faaliyetler yapmaya çalışıyoruz.

Suriye’deki yıllardır yaşanan bir zulüm var. Siz de yakından şahit oluyorsunuz ve bu zulmü dünyaya duyurmaya çalışıyorsunuz. Bu süreç içerisinde Suriye’deki gönüllü faaliyetlerinizden ve tecrübelerinizden biraz bahseder misiniz?

Ben savaş başladı başlayalı Suriye bölgesindeyim. Burada özellikle kadın ve çocuklarla ilgilenmeye çalışıyorum. Oradaki insanların, özellikle çadırda yaşayanların bizler gibi daha insani bir hayat sürmeleri için çalışmalar yapıyoruz. Çocuklar için okul, kadınlar için rehabilitasyon merkezleri gibi kalıcı projeler yaptık. Bebekler için uyku tulumundan çocuklar için dondurmaya kadar çocukları mutlu edecek çalışmalar da yapıyoruz. Çocukların eğitimi ile yakından ilgileniyoruz. Mesela, yazın saç kesimi projemiz vardı. Kız çocuklarının saçlarını kestik. Saçlarını keserken de bunun onlara gerçekten çok iyi geldiğini gördük. Okul başarılarının arttığını ve kendilerine olan güvenlerini yenilediklerini fark ettik. Şimdi de Arapça-Türkçe bir masal kitabı hazırladık; çocuklara doğruyu, erdemi, ahlakı ve sabrı anlatan bir kitap. İnşallah yazın bastırmayı düşünüyoruz, böyle çok projemiz var.

Yakın zamanda Yunanistan’da yayılan korona salgınını Edirne sınırındaki mültecilerle ilişkilendiren haberler yapıldı, bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu haberler komik. Bu salgının kaynağı tüm dünya tarafından bilinirken insanların neden hala muhacirlerin peşinde olduklarını anlamıyorum. Bu tam bir ırkçılık göstergesidir. Mültecilerin dünyada kimsesiz olmaları sebebiyle, herkes onlara bir şeyler söyleyebilecek gücü kendinde hissediyor. Onlarla ilgili hiçbir şey görmemesine, duymamasına, bilmemesine ve onların yaşadığı hiçbir şeyi yaşamamasına rağmen elinde telefon olan insanlar, hayatı boyunca oradan oraya savrulmuş pek çok insan hakkında çok rahat yorum yapabiliyor. İnsanların haklarına giriyorlar.

Bazı Avrupa ülkeleri mülteci çocukları ülkelerine kabul edebileceklerini duyurdular. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

Biz bu mülteci çocukların peşindeyiz. Almanya, Belçika, Bulgaristan, Fransa, Hollanda, Hırvatistan, İrlanda, Lüksemburg, Litvanya ve Portekiz sığınmacı çocukları alacaklarını söylemişler. Almanya ve İsveç çocukları kabul etmiş ve onları karantinaya almış. Biz de bu karantina sürecinden sonra çocuklar ne yapacaklar, nerede yaşayacaklar diye merak ediyoruz ve bu süreci takip etmeye çalışıyoruz. Biz “For Children” olarak İngilizce, Türkçe ve Almanca bir basın açıklaması yaptıktan sonra, özellikle Almanya’dan bu çocukların nereye götürüldüğünü kamuoyu ile paylaşmasını talep edeceğiz.

Tekrar Edirne sınırına dönecek olursak, Pazarkule’de yaşananlar hakkında da ciddi bir önyargı ve tepki oluştu. Sizce insanlar oraya ne için gittiler?

Oraya giden insanların Türkiye’de ikameti yok. Oturma izni almış ve çocukları burada okula giden mültecilerin hiçbiri kalkıp gitmedi. Bizim burada binlerce tanıdığımız insan var, hiçbiri gitmedi. Çünkü hali hazırda bir düzenleri zaten var. Türkiye bir geçiş ülkesi ve Edirne sınırındaki Suriyeli sayısı da çok azdı. Daha çok Afganistanlı, Iraklı ve İranlı insanlar vardı. Zaten bu insanlar hep hareket halinde. Yunanistan sınırına giden insanların çoğu Afganistanlı, Somalili, Eritreli, İranlı ve Türkiye’de oturum alamamış insanlardı. Özellikle gençlerin sayısı çok fazlaydı. Bu gençlerin çoğu karşı tarafa geçti. Sonrasında Yunanistan’da şiddetle karşılaşıp geri gönderildiler.

Korona sürecinde Yunanistan sınırı boşaldı ama hala İstanbul’da bekleyip, bu süreç bittikten sonra tekrar sınıra gitmeyi bekleyen insanlar var. Türkiye sınırları açık olursa, korona bittikten sonra sınıra yığılma durumu tekrar olacaktır. Çünkü burada herhangi bir hayatları yok, onları bağlayan bir şey yok.

Peki, ayrıca Human Movie Team ile beraber de çok güzel işler yapıyorsunuz. Biraz bundan da bahseder misiniz?

Human Movie Team; yaklaşık dört sene önce bir video takımı olarak, kamuoyunda gözlemledikleri yanlış mülteci algısından dertli gönüllüler tarafından kuruldu. İçeriklerini sosyal medya üzerinden paylaşıyorlar. Böyle bir oluşuma ihtiyaç vardı çünkü kameranın anlattıkları çok önemli. Human Movie Team olarak habercilik ve sinema anlamında kendimize ait bir dil oluşturmaya çalışıyoruz. Ayrıca kendi içimizde de bir okul gibiyiz. Arka planda bilenlerin bilmeyenlere öğrettiği bir süreç işliyor. Yeni arkadaşların aramıza katılmasıyla yeni bakış açıları kazanmış oluyoruz. Açıkçası dört yıl boyunca gönüllü bir ekibin istikrarlı bir şekilde içerik üretmesi kolay bir şey değil ama arkadaşlar motivasyonlarını diri tutuyorlar. Dünyada yaşananlar da onların bu motivasyonlarını kamçılıyor.

Allah muvaffak etsin. Biraz da Müslüman bir kadın olarak sosyal hayatta var olmaktan bahsedecek olursak; bu pencereden sahada bu kadar aktif olmanızı eleştirenler oluyor mu?

Evdeyiz evde 😊 sokaklarda koşarak yapmıyoruz bu işleri :). İnsanların bu konuda çok yanlış bir algısı var.

Ama bu sanki biraz nadir görülen bir şey gibi. Müslüman duruşunuzu yıllardır koruyarak, birebir sahada çalışan bir aktivistsiniz. Bilirsiniz, erken gençlik yıllarında herkes bazı konularda inisiyatif alır ama daha sonra sorumlulukların artmasıyla beraber istikrarı sağlamak özellikle kadınlar için daha zor oluyor.

Bu yola beraber çıktığımız arkadaşlarımız hala var. Şu ana kadar ben tesettürümden taviz vermeyi gerektirecek hiçbir durumla karşılaşmadım. Aktivist kelimesini de anlamakta zorlanıyorum. Biz Müslümansak eğer aktif olmak zorundayız zaten. Uyuyan Müslümanlar yüzünden zaten bir sürü Müslümanın kanı akıyor.

Ben şu anda Suriye’de insanların karnı doysun diye insanları ikna etmeye uğraşıyorum. Bu bana zor geliyor doğrusu. Ben Müslümansam yine Müslüman kardeşlerim için çalışmak zorundayım. Ben bunu evimin içinde de yapabiliyorum. Gitmem gerektiği zaman da; sabah ilk uçakla gidiyorsam, akşam da son uçakla eve dönüyorum ya da en fazla bir gece kalıyorum. Benim için bu bir hayat tarzı.

Bu işler benim sadece boş zamanlarımı değerlendirdiğim bir hobiden ibaret değil. Mesela, dün bütün gün bizim evde konuşulan konu bağışçının zekat adresi hangi numaraydı? Bugün konuşulan konu ise Suriye’deki iftar için insanlar bağışları hangi kod numarasına yatıracaklar? Çocuklarımız da hep bunlara şahitlik ediyorlar. Ben Suriye’ye bir gün gittim diye çocuklar annesiz kalmış olmuyor. Evli olduğumu duyunca şaşıranlar da oluyor. Halbuki çoğu yere eşimle beraber gitmeye çalışıyorum. Ayrıca gittiğim yerlerde de mutlaka İslam’a uygun bir ortam oluşturmaya çalışıyorum. Bunun mücadelesini hep vermeye çalışıyorum.

Mesela, kadınlarla yaptığımız çekimlerde erkek kameramana gerek kalmasın diye kamerayı öğrenmiş olmam bile başlı başına bir mücadele. Human Movie Team’ deki arkadaşların da bu kadar gayretli olmalarının sebeplerinden birisi de, bir erkek bilene ihtiyaç duymadan kadın kadına bir şekilde mahremiyeti koruyarak iş yapmak. Zaten bütün mesele söyleyeceklerimizi, inancımızdan taviz vermeden söyleyebilmektir. Bir fotoğraf paylaşırken bile tesettürü sağlamak adına çok dikkat etmeye çalışıyorum.

Bütün bunların yanında bir annesiniz. Mültecilerle bu denli hemhâl olmanızın çocuklarınıza ne gibi katkıları oluyor sizce?

Benim çocuklarım varlığı da yokluğu da biliyorlar. Çocuklarım ile beraber de pek çok mülteci ziyaretinde bulundum. Biz her Ramazan muhakkak on gecemizi bir muhacirin evinde iftar yaparak geçiririz. Çocuklarım da bu vesile ile, o insanların yaşadıkları zorluklara birebir şahit olmuş oluyorlar. Ocak ayında İdlib tahliyesi zamanında bir kamyonun arkasına çoluk çocuk doluşan ve çaresiz gözlerle etrafına bakan insanların görüntülerini kısa bir süre oğluma göstermiştim.Ona dedim ki “senin çok araban var. İçlerinden üç tane seç. Onları Suriye’de arabası olmayan çocuklara götüreceğim oğlum”. “Tamam” dedi ve bana üç tane araba verdi.

Sonra İdlib’ teki bir aileye arabaları verdim, verirken video da çektik. Sonra oğluma görüntüleri gösterdikten sonra bana üç tane daha araba verdi. Tabi ki çocuklarımıza yaşının üstünde kaldıramayacakları şeyleri anlatmıyoruz. Sadece arabaya ihtiyacı olan çocuklardan bahsediyoruz. Kızım da duyduklarını hikayeleştirmeyi seviyor. Suriye’deki çocuklar için hikayeler yazıyor. Bunlara ek olarak da, bizim evde yemekler hiç israf olmaz. Şükürler olsun, çocuklarım da hiçbir zaman yemek seçmediler. Çocuk yetiştirirken dikkat ettiğim bir başka şey ise, onların imkanlarını Suriyeli çocukların imkanları ile karşılaştırıp, bu pencereden onların tavırlarını eleştirmiyorum. Maalesef bunu yapan çok fazla ebeveyn var. Sadece haberdar olmaları gerektiği için onlara, anlayacakları bir dilde dünya çocuklarının durumlarından bahsetmeye çalışıyorum.

Mesela, kızım 6-7 yaşlarındayken, zor durumda olduğunu duyduğu her bir Müslüman ülke için bir parayı kumbarasına atıyordu. Sonra bir gün Mısır devrimi olduğu zaman bir baktım ki ağlıyor. Neden ağlıyorsun, diye sordum. “Önce Pakistan, sonra Filistin, şimdi de Mısır çıktı başıma. Ben bunların hepsine nasıl yetişeceğim anne? Benim o kadar param yok ki.” dedi. Çocuk büyüdüğü ortamdan besleniyor. 

Son olarak, ümmet coğrafyasını dert edinmiş gençlere neler tavsiye edersiniz?

Hakikatin yayılması yönünde herkes kendi becerisine ve ilgisine göre bir şey yapabilirse eğer, bu yolda hep beraber el ele vermiş oluruz. Hakikati, mazlumları, coğrafyamızı, çağımızın getirdiklerini doğru bir şekilde okuyarak, inancımızdan taviz vermeden samimi çalışmalar yapmalıyız. Tarih kitapları bugünleri yazarken çocuğumuz “anne sen o zamanda ne yapıyordun?” diye sorduğunda vereceğimiz cevaplarımız olsun inşallah. Allah hepimizi muvaffak etsin.

Amin, çok güzel bir söyleşi oldu. Çok teşekkür ederiz​.

Ben teşekkür ederim kardeşim. 


[1] https://www.instagram.com/forchildrentr/