Düş'ününce

Emanete İhanet: Şiddet

Varlığıyla, hisleriyle, konuşmasıyla, okumasıyla, gittiğiyle, geldiğiyle, evlenmesiyle, boşanmasıyla, anneliğiyle hatta ölümüyle bile dillerden düşmeyen bir tür: kadın.

Neredeyse dünyanın bütün coğrafyalarında, tarih boyunca değersizleştirilen hatta yok sayılan kadın mevcudiyetine karşı insan olma değerini cinsiyete değil varoluş hikmetlerine bağlayan ve bu sayede yaratılmışların en şereflisi olma itibarını kazandıran tek anlayış İslamdır. Üstünlüğü yalnızca takvaya bağlayan Kur’an, kadınlar ve daha geniş kapsamla yaratılmışlar aleyhine adaletsiz hiç bir buyruğa yer vermez. İslam’da kadınlar ve erkekler rakip olmaktan ziyade birbirlerini farklı noktalardan tamamlayan eşler konumunda yaratılmışlardır. Yaratılıştaki farklıklarına bir dezavantaj olarak değil rahmet nazarıyla bakılmalıdır. Dolayısıyla Allah her alanda erkek ve kadın kulları arasındaki dengeyi kurmuş ve onları adaletiyle kuşatmıştır.

Fakat bugünün modern dünyasında da başlıca sorun teşkil eden kadına yönelik şiddetin kaynağını kesinkes belirlemek mümkün olmasa da hepimiz içinde yaşadığımız kültürün birer mirasçıyız. Bu miras hem bizi doğrularıyla koruyabilir hem de yanlışlarıyla zehirleyebilir. Çevremizde artık çok yaygın olmasa da halen devam eden “erkek çocukların kız çocuklarından daha değerli olduğu” anlayışı ve bu anlayışın sahipleri, maalesef peygamberimizin “Allah’tan korkun ve çocuklarınız arasında adil davranın.” [1] emrinden bihaber cahiliye zihniyetini sürdürenlerdir.

Diğer bir taraftan peygamberimizin veda hutbesinde kadınların hakları konusunda erkekleri uyarıcı üslubu bize konunun dindeki önemini ifade eder. Peygamberimiz “Kadınlar hakkında Allah’tan korkun. Çünkü kadınlar Allah’ın emanetidir.” buyurarak erkeğin kadın üzerindeki sahiplik iddiasını ortadan kaldırmış, kadınların aidiyetinin yalnızca Allah’a olduğunu göstermiştir. Bu sayede hiçbir erkeğin kadınlar üzerinde tahakküm kuramayacağını, efendilik taslayamayacağını belirterek aynı zamanda kadınlara güzel ahlakla muamele edilmesini emretmiştir.

“Allah’ın varlığının belgelerinden biri de, kendileriyle huzur bulasınız diye sizin için kendi türünüzden eşler yaratıp, aranızda sevgi ve merhamet var etmesidir. Bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Rûm Suresi / 21)

Ayette de gördüğümüz gibi eşler sevgi ve merhamet temelleri üzerine kurulu bir ilişkiden sorumlu tutulmuşlardır. Birbirlerine karşı olan hak ve sorumluluklarını suistimal etmeleri de yasaklanmıştır. İslam, toplumun ve geleneğin kadına yüklediği görevleri yine kadının rızasına bağlamıştır. Kadınların ev işi yapması hatta çocuğunu emzirmesi bile dini bir yükümlülük değildir. Çünkü İslam kadın-erkek fark etmeksizin tüm insanlığı “kulluk” paydasında değerlendirir. Kadınların insan olup olmadığının tartışıldığı bir çağda kadına miras, mülkiyet, sosyal hayata ve siyasete katılma, bilgiye ulaşma gibi çok sayıda alanda hak kazandırır. Bunlar Orta Çağ’ın karanlık dünyasında kadınların itibarını koruyacak çok önemli adımlardır.

Fakat anlaşılan o ki geleneği dinle karıştırarak ataerkil zihniyetlerini günümüzde halen geçerli kılmak isteyen ve kadına yönelik haksızlıklara kendince dini referanslar göstermeye çalışanlar varlığını korumaktadır. Bu yanlışlıklara konu olan bazı “dini” kaynakları beraber inceleyelim. En çok tartışılan ayetlerden biri olan Nisa Suresi 34’te, evlilikte oluşabilecek sıkıntılar durumunda izlenmesi gereken çözüm önerileri anlatılmaktadır. Ayet “Erkekler kadınlar üzerine kavvamdır.” (sorumlu, koruyucudur) diye başlar. Erkekler; ailesinden, eşinden, çocuklarından sorumlu yaratılmışlardır. Kavvam olmaları ise “Mallarını harcamaları sebebi iledir.” buyrulur. Kadın çalışıp ailesine maddi katkı sağlasa bile bu onun rızasına bağlanmıştır yani parasını kendi istekleri doğrultusunda kullanmakta özgürdür fakat erkek kazancını ailesi yararına harcamakla yükümlüdür. Kısaca ayette geçen üstünlük, aile geçimini sağlama noktasındaki sorumluluktur. Ayetin sonunda geçen “darabe” fiiline dair ise iki farklı görüş ortaya konur bir görüşe göre bu fiili “mekanlarınızı ayırın” diye tercüme etmek mümkünken diğer görüşe göre “hafifçe dövün” anlamı vermek daha uygundur.

Ayette geçen aşamalar şu şekildedir: “Eşinize önce öğüt verin, olmazsa yataklarınızı ayırın, yine olmazsa mekanları ayırın/hafifçe dövün” Yorum farklarına sabebiyet veren “darabe” kelimesi “dövmek” anlamını taşıdığı gibi “mekandan ayrılmak” anlamına da sahiptir. [2] Bizim üstünde durmamız gereken nokta metnin bütünlüğüne bakarak hangi anlamın Kur’an ve Sünnet ışığında en uygun olduğu üzerine düşünmektir. Kur’an ahlakının en güzel örnekliğini oluşturan peygamberimizin hayatını incelediğimizde evliliğe dair şiddeti tasvip edici ne bir sözüne ne de bir eylemine rastlarız. Aksine “Sizin en hayırlınız, eşine (ailesine) karşı iyi davrananınızdır.” [3] ve “Allah’ın kadın kullarına vurmayınız!” [4] sözleriyle bu davranışı kesinkes yasaklamıştır.

Sonuç olarak bir geçimsizlik durumunda, boşanmadan önce güzelce öğüt vermenin, sonra yatakları ayırmanın en son raddede ise mekanları ayırarak bu süreci yönlendirmenin ayet bütünlüğüne daha uygun olduğu söylenebilir. Fakat tabii ki en iyisini bizi yaratan ve bizi en iyi tanıyan Rabb’imiz bilir. Yanıldıklarımızdan ve unuttuklarımızdan Allah’a sığınırız. Nisa Suresi 36.ayeti okuduğumuzda ise İslam’ın insan ilişkilerine verdiği ehemmiyeti anlıyoruz:

“Allah’a ibadet edin. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetim ve öksüzlere, çaresizlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa, size bağımlı olanlara iyi ve güzel davranın. Bilin ki Allah kendini beğenen ve övünüp duran kimseleri sevmez.

Bu bağlamda değerlendirdiğimizde Rabb’imiz en küçük insani ilişkilerde bile herkese karşı iyi olmamızı emrederken kadınlara gösterilen hiçbir kötü muameleyi dinle ilişkilendiremeyiz. Şiddet gibi istenmeyen davranışları engellemek ise ancak her insana bahşedilen iradenin güzel ahlakla şekillenmesi ve kişinin benlik kontrolünü sağlamasıyla mümkün olacaktır. Bugün araştırmalara baktığımızda aile içi şiddetin başlıca sebeplerinin alkol, uyuşturucu gibi bağımlılık yapıcı ve muhakeme yeteneğini engelleyici maddelerle ilişkilendirildiğini görüyoruz. İslam’da zaten yasaklanmış olan bu maddelerin hem aileyi hem de toplumu koruma noktasında ne kadar önemli bir rol oynadığına şahit oluyoruz. Artık kadınların toplumdaki, ailedeki, dünyadaki yerini tartışmanın biraz ötesine geçip; sorumluluklarını bilmeyen, medeniyetsiz, öfkesini şiddet olmadan ifade edemeyen problemli erkek kimliklerini konuşmamız gerekiyor.

Ancak bu sayede dünyanın her yerinde vuku bulan üzücü hadiselerin bir çözüme kavuşması ve ayette geçen eşler arasındaki karşılıklı sükunet ortamının sağlanması mümkün olabilir. Bunun haricinde Müslüman kadınlar kendi haklarını savunmak için İslam’dan başka hiçbir anlayışa ve hiçbir otoriteye ihtiyaçları olmadığına gönülden inanmalıdır. Çünkü Allah, sahte eşitliklerden uzakta kadını ve erkeği birbirlerine düşman değil dost olarak yaratmıştır.

“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe Suresi / 71)

Maalesef her gün tanık olduğumuz ve gündemimizi oluşturan acı haberlerle birlikte üzerimize düşen insani sorumluluğu yerine getirerek her türlü haksızlığa karşı sesimizi yükseltmeliyiz. Şiddete uğrayan, istismar edilen, yardıma muhtaç herkese, her kadına, her çocuğa sadece bir tanıdıklık mesafede olduğumuzu hissettirmek zorundayız.

Çünkü biz sonsuz adaletle yaratılmış bir dinin mensuplarıyız.

Çünkü biz iyiliği emrederken kötülüğü engellemekle yükümlü olanlarız.

Çünkü biz bütün dünyevi etiketlerden uzakta sadece Müslümanız.

Begüm Kıtay

KAYNAKÇA

[1] Müslim, Hibat, 13/3
[2]https://acikkuran.com/4/34. Daha ayrıntılı bilgiye şu makaleden ulaşabilirsiniz: Çok anlamlı kelimeler içeren ayetlerde bağlam ve anlam ilişkisi: Nisa Suresi 34’üncü ayetin anlamı https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/894867
[3] Tirmizî, Menâkıb, 63
[4] Ebu Davud, Nikah, 41-42
Nisa Suresi 34. Ayet Yorumları:
https://youtu.be/KHzZnG699Q4
https://youtu.be/5ipW1w-HSOM​

Görsel: Virginie Cognet
https://www.etsy.com/fr/shop/virginiecognet

Sosyal medyada paylaşmak ister misin?