Düş'ününce

Genç Müslümanlar Site Editörü Sevra Doğan ile Röportaj

Öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Ben Sevra Doğan, 27 yaşındayım. Evliyim ve iki çocuğum var. Ev hanımıyım. Evden grafik tasarım, sosyal medya ve web yazılım alanlarında çalışıyorum. Ortaokul mezunuyum. Başörtüsü yasağından ve karma eğitimin zorunlu olmasından dolayı da ortaokuldan sonra okula devam etmedim. Ortaokuldan sonra toplamda iki sene yatılı Kur’an kursuna gittim. Bunun dışında ise evde eğitimime devam ettim.

Evde kendimi dini, fikri ve bilgisayar becerileri açısından geliştirmeye çalıştım. İslami ilimler, dünya siyaseti, Ortadoğu üzerine okumalar yaptım. Tabi evde kaldığım bu dönemde, sürekli araştıran ve okuyan ebeveynlere sahip olmanın çok avantajını gördüm. Kendimi kısaca dinine bağlı olmaya çalışan genç bir hanım olarak tanımlayabilirim. 

Peki, sizce okula gitmemenin ne gibi olumlu ve olumsuz yönleri var?

Biliyorsunuz, Avrupa’da “homeschooling” adı altında evde eğitim popüler bir kavram ama bizim ülkemizde daha çok bilinçsiz kimseler çocuklarını okula göndermedikleri için bizde, okula gitmeyi tercih etmemeye de böyle bakılıyor. Okula gitmediğim için hiçbir zaman eğitimimin aksaklığa uğradığını düşünmedim. İnsan istediği zaman kendini geliştirebilir. Okul temelde, eğitim için bir teşviktir aslında. Kişi kendini tanıdığı zaman, okulsuz da olsa -tabii çok daha fazla gayretle- kendine göre en doğru yöntemi bulup eğitimine devam edebilir. Okulsuz olmanın bir diğer yönü ise sınav gibi motivasyonlar olmadığı için kişi yalnızca istekli olduğu sürece bir şeyler öğrenebilir. İhtiyacın olduğunu düşündüğün konuyu öğrenmek içinse daha çok vaktin oluyor.

Benim durumumda ise okula gitmemiş olmamın bir diğer faydası da bilgisayar hakkında kendimi geliştirirken tek bir alana odaklanmak zorunda kalmadım. O an ihtiyacım ne ise bilgisayar hakkında onu öğrendim. İhtiyaç odaklı olduğu için hem motivasyonum yüksek oldu, hem de kendi öğrenme sürecimi herhangi bir üniversite müfredatıyla sınırlandırmamış oldum. Bunların haricinde, pek çok kez gönüllü olarak çalıştığım için piyasa hakkında bilgi sahibi oldum.

Okulsuzluğun olumsuz yanları ise tecrübeli kişiler tarafından ilgi alanına göre yönlendirilme eksikliği ve teorik bilgi oldu. Teorik bilgi dışarıdan telafi edilir. Şu an bana bu konularda danışan kimseleri de internet ortamındaki gerekli derslere yönlendiriyorum. Fakat, eğer daha küçük yaşlarımda belli bir alana yönlendirilseydim şimdi o alanda daha iyi olabileceğimi düşünüyorum. Eğitimin yaşı olmadığı için bunları da şimdi öğrenmeye çalışıyorum. İstek ve azim olduktan sonra her şey oluyor.

Sizi sürekli çalışmaya ve daha çok üretken olmaya teşvik eden “ümmet” anlayışınızı merak ettim doğrusu.

Bir ortamda ümmetin durumundan konu açıldığında çoğu kişi şikayetçi olur. Ben bu tip şikayet ifadelerini kullanmayı sevmiyorum çünkü ümmet dediğimiz, senden ve benden oluşuyor. Eğer biz bir şey yapmıyorsak kimse bir şey yapmıyordur. Eğer sen, ben bir şeyler yapmaya çalışıyorsak, ümmet bir şeyler yapmaya çalışıyordur. İyisiyle kötüsüyle geçen bir hayatımız var; ailem, çocuklarım, arkadaşlarım, mahalledeki komşularım…

Bir ailenin veya mahallenin mensubu olmak, hakkı tavsiye etmek konusunda inisiyatif almak için beni sorumlu yapıyor. Bir fanusun içinde, sadece namaz kılıp, oruç tutup köşeye çekilemeyiz. Bizim insanları iyiliğe davet etmemiz gerekiyor çünkü bundan da sorumluyuz. İnsan hakikati idrak ettiği zaman bunu paylaşma ihtiyacı duyuyor. İçinde bulunduğun şartlara göre elinden ne geliyorsa onu yapman gerekiyor. Bazen susmak bile insanlar için bir hatırlatma veya İslam’a dair ön yargılarının kırılması için bir vesile olabilir. Önemli olan ümmet için bir şey yapma gayretinde olmandır.

Peki, ümmet için bir şey yapmak noktasından “Genç Müslümanlar” fikri nasıl doğdu?

Ben 16 yaşındayken, birkaç arkadaşımla beraber Genç Müslümanlar adında bir grup açmıştık. Bütün gençlere hitap eden bir isim olmasını istediğimiz için adını “Genç Müslümanlar” koyduk. Kendi çapımızda bazı tebliğ faaliyetleri yapmaya çalışıyorduk. Evlendikten sonra ise, 2012 yılında, Genç Müslümanlar ismiyle bir blog açtım. O zamanlar amacım, elimdeki bazı tebliğ materyallerini (davet broşürü vb.), ezgi ve film arşivlerini insanlarla paylaşmaktı.

Eşim de,  içerik oluşturma konusunda yardımcı oluyordu. 2013’te Suriye’den ilk mülteciler gelmeye başladığı zamanlarda pek takipçimiz yoktu. “Oyuncakları Evlerinde Kaldı” sloganlı bir afiş hazırladım ve bir kampanya başlattık. Bu kampanya kapsamında, sınırdaki çocuklara topladığımız oyuncakları götürmeyi niyet etmiştik. İnternette paylaştıktan kısa bir süre sonra yardım için bir sürü kargo gelmişti. Yardım kampanyamıza bu kadar talep olmasını beklemiyordum gerçekten, o zaman fark ettim ki Genç Müslümanlar’ın ciddi mânâda canlı ve gerçek bir takipçi kitlesi var. Bunu fark ettikten sonra da bu nimetin hakkını vermeliyim diye düşündüm ve site için daha çok gayret etmeye özen gösterdim.

Blog şeklinde başladığımız siteyi daha profesyonel bir sosyal içerik platformuna çevirdik. Tüm bunları kendim öğrendikçe yapmaya çalışıyordum.

Sosyal medyada paylaşımlarda bulunurken, bir taraftan da gerçek hayatta bir şeyler yapmaya çalışıyorduk. İstanbul’da bir imam hatip lisesinde ve Sakarya Üniversitesi’nde hadis okuma grupları açtık o dönem. Bir sene boyunca devam etti. Sonrasında tesettür, helal gıda ve hayatın anlamı ile ilgili broşürler hazırladık. Bu broşürleri toplam yüz bin tane bastırdık ve takipçilerimizin talepleri üzerine elli beş farklı şehre gönderdik. Bu dağıtımlarda sadece eşimle ve ben çalışıyorduk. Genel olarak gönüllü arkadaşlar her zaman bize destek oldular, oluyorlar. Şu an asıl ekip olarak ise üç kişiyiz. Benim dışımda bir Arapça, bir de İngilizce editörleri var.

Özellikle video çeviri işlerinde gönüllü olarak çalışan birçok kardeşimiz var. Geneli öğrenci olduğu için müsait vakitlerinde bize yardımcı oluyorlar. Bizimle çalışarak yabancı dilini geliştiren birçok kardeş oldu. Hem yaptıkları işin ecrini alıyorlar hem de kendilerini burada geliştirmiş oluyorlar. Gençlere bu şekilde fırsat tanımak ve onları yönlendirmek gerekiyor.

Eğer istikrar sağlanabilirse site kurma işi gerçekten sadaka-i cariye. Müslümanlar tarafından belki yeterince önemsenmiyor ama bence ciddi önem vermemiz gereken bir alan, özellikle gençler için çok etkili bir araç.

2015 yılında da, “Çağımızda Meryem Olmak” adlı bir program organize edip, bunu sosyal medyadan duyurduk. Bu şekilde programa gelen yüz kişi olmuştu. Bu kadar insana ulaşabildiğimiz için çok sevinmiştik. Suriye için de arada yardım faaliyetleri yaptık, yapıyoruz. En son İdlib için başlattığımız yardım kampanyamızda, çoğu takipçimiz öğrenci olmasına rağmen, sadece site aracılığı ile iki hafta içerisinde otuz yedi bin TL topladık. Çok bereketli oldu, şükürler olsun. Yeni projelerimiz de var. Projelerimiz bitmiyor çünkü yapılması gereken çok şey var.

Genç Müslümanlar olarak kitlenize daha çok sosyal medya aracılığı ile ulaşıyorsunuz, bu yüzden de sosyal medyayı çok aktif kullanıyorsunuz. Peki, sosyal medyada müslümanca paylaşım yapmak hususunda nelere dikkat ediyorsunuz?

Bizim sitede ve sosyal medyada en çok dikkat ettiğimiz şey ilk olarak sert üslup kullanmamak. Karşındaki kim olursa olsun – yorumu küfür ve hakaret içermediği sürece- farklı fikirlere alan açmak. Bize özelden çok fazla yorum ve mail geliyor. Biz hepsine özenli ve sabırlı bir şekilde cevap vermeye çalışıyoruz. Sosyal medyada “davetçiyim” diyorsan sabırlı olacaksın ve kimseyi ötekileştirmeyeceksin. Sen sadece anlatmakla mesulsün, Peygamberimiz (sav) hiçbir zaman anlattıktan sonra dayatmadı. İkinci kaidemiz de şu: Asla bir grup veya hoca hakkında olumsuz bir şey paylaşmıyoruz.

Bizim amacımız hakkı anlatmak. Hakikat belli olduktan sonra, batıl zaten her türlü kendisini ortaya çıkaracaktır. Ayrıca, hocaları iyi veya kötü olarak değerlendirme haddini kendimizde bulmuyoruz. Eleştirilerimizi ise şahıslar üzerinden değil, fikirler üzerinden yapıyoruz. Bunlara ek olarak da, bizim çok fazla paylaşım yapmak gibi bir amacımız da yok. Gerekli olduğunu hissettiğimizde paylaşım yapıyoruz. Biz öğrendiğimizde paylaşıyoruz, paylaşmış olmak için paylaşmıyoruz.”

“Neden sık paylaşım yapmıyorsunuz?” gibi dönüşler alıyoruz. açıkçası, insanları bilgiye boğmak istemiyoruz. Zaten bilgi çağındayız. Biz bilgiyi içselleştirmek istiyoruz. Mesela sitede okumadığımız kitabı, izlemediğimiz videoları paylaşmıyoruz. Çünkü biz bu yola ilk olarak, bizim öğrendiklerimizden başkaları da faydalansın diye çıktık. Bu yüzden önce biz öğreniyoruz. Bu şekilde de devam ediyoruz, Allah niyetimizi bozmasın inşallah.

İnşallah. İki küçük çocuğunuz var, ev işleriyle de siz ilgileniyorsunuz. Tüm bu işlerle birlikte anneliği bir arada nasıl yürütebiliyorsunuz?

Klişe olacak ama hayat bir mücadeledir. Biz de zor olanı tercih ettiğimiz için sürekli bir mücadele halindeyiz. Hayatı sadece alışverişe gidip, çocuklarına yeni şeyler almak ve başkalarıyla yarışmak üzerine kurulu bir insan da olabilirdik. Bir ev hanımının özellikle koşturmacası çok oluyor. Ama eğer bir şeyler yapma telaşındaysanız ve bu hayatın bir yerde “tık” diye kesilme ihtimalinin de olduğunun farkındaysanız, her yeni günün yeni bir fırsat olduğunu hissedersiniz. Ben kendime hep bunu söylüyorum, “her yeni gün yeni bir fırsat“. Oyalanmamaya çalışıyorum. Çünkü boşa gidecek bir dakikamız bile yok. Gaflete düşmemek için sürekli hareket halinde olmak, yol’da olmak gerekiyor.

Önceliklerimi belirledikten sonra çok fazla plan yapmadan, mümkün olduğu her an işlerimi halletmeye çalışıyorum. Bu bazen çocuklar uyanmadan sabah erken saatte, bazen çocuklar uyuduktan sonra akşam vakti oluyor. Aslında anne olunca daha hızlı ve pratik yaşamaya başladım. Tabii bazı şeylerden feragat etmeden olmuyor. Gerektiğinde uykudan, gezmelerinden ve vaktinden fedakarlık yapacaksın.

Annelikle birlikte bu işleri yürütmek kolay değil ama Allah bu işlerle uğraşmanın bereketini de veriyor mutlaka. Baştan itibaren ben şunu gördüm: ben küçük bir şey yapmak istemiştim ve iyi niyetle beraber Allah onu daha da büyüttü. Sen bir adım atınca, Allah sana on adım atıyor gerçekten. Bereket de burada devreye giriyor. İşin özü; niyet, çalışma ve gayret diyebiliriz. Allah vaktimizi bereketlendirsin.

Amin. Günümüzde insanlar, özellikle gençler, sosyal medya üzerinden birbirlerini İslam adına çok sert üsluplarla eleştiriyorlar, linç ediyorlar. Bu durum hakkında ne düşünüyorsunuz?

19 yaşından beri kendimden küçük genç kızlarla ders yapıp onlarla ilgilenmeye çalışıyorum. Gençlerle beraber olmanın şöyle bir avantajı var: onların dünyalarını tanıma fırsatını yakalıyorsun. Gençlere ulaşabilmek için sabırlı olmak ve onları güzel sözle uyarmak gerekiyor. Artık, bizim neslimize yapılan sert uyarı bu nesle asla işlemiyor, hatta geri tepiyor. Bu durum sosyal medya için de geçerli. İnsanları kıyafetleriyle ya da yaptıklarıyla, din adına yaftalarsan bu kişilerin dinden daha da uzaklaşmasına sebep olursun. Kimseyi bilmeden yargılamamak gerekiyor. Sosyal medyadaki bu linç kültürü hepimize farkında olmadan sirayet ediyor. Bu konuda çok daha dikkatli olmamız gerekiyor. Peygamber (sav) bu çağda olsa böyle davet etmezdi diye düşünüyorum.

Başka bir açıdan da, sosyal medyada yazdığın, paylaştığın her şeye binlerce insanı şahit ediyorsun. Bu da, ahirette hesabını vereceğin ekstra bir sorumluluk demek oluyor.

Çok güzel söylediniz, bizimle söyleşi yaptığınız için çok teşekkür ederiz Sevra Hanım. Allah emeklerinizin karşılığını kat kat ahirette versin.

Bi’tanıdık Ekibi