Düş'ününce

Kendini Bilmez İnsanlar

Navigasyona yanlış adres girip rota oluşturuyoruz ve belki de yanlış adresten dolayı yol boyunca ‘Rota yeniden oluşturuluyor.’ söylemine maruz kalıyoruz.

Güneşin gölge boyunu uzattığı bir vakitte dışarıda yürüyen insanları cam önünde seyrederken buluyorum kendimi. Aynı yolda ama farklı yönlere yürüyen, farklı renkte ve desende elbiseler giyen, saçları ve tipleri farklı birçok insan. Yürüyen insanların ayak izleri zihnimdeki çölde derin çukurlar açıyor, kum fırtınasına yakalanmadan izleri takip etme fikri doğuruyor zihnimde. İzlerden birini takip ederken göz hizamdan ayrılıncaya kadar ardından bakıyorum ve kayboluyor. Tanımadığım bir yolcuyla kurduğum bağ bu şekilde kopuyor ancak kurulan bu kısa bağ zihnimdeki kısık sesli soruların yankılanmasına sebep oluyor. Acaba nereye gidiyor, neden gidiyor ve ne düşünüyor?


‘Bu gidiş nereye?’ diye soruyorum kendime. Belki de nereye gittiğini bile bilmeden yol yürüyen birinin ayak izlerinde sorularla boğuşuyorum. Nereye gittiğini bilmemek… Çağın görmezden geldiği en büyük sorun belki de. Yolun sonunu bilmemek, yolu amaçsız ve zorlu; yolcuyu ise yorgun ve yoldan çıkmaya meyilli kılıyor. Varılacak yeri bilmek yolculuğa heves katmakla kalmayıp karşılaşılan zorlukların mücadelesini de varılacak yer uğruna vermemize sebep oluyor. Varacağı yerden bihaber olanlar ise, zorluklar karşısında yoldan cayıp belki de mutluluğu sonsuza dek kaybetmeye mahkum kalabiliyor.


Elbette her zaman mutluluğa götürmez yollar. Yürünen yol ipuçlarıyla doludur, uçlar insanı mutluluğa götürebileceği gibi uçuruma da sürüklüyor olabilir. Önemli olan yol boyu hangi ipin ucunun tutulduğudur.
Sorumu biraz daha büyütüyorum. ‘Ben hangi yolda yürüyorum? Yürüdüğüm yolda yönüm ne tarafa doğru? Yolu neden yürüyorum? Yürürken destek alıyor muyum?’ Soru sormak işin kolay kısmıymış galiba. Cevaplamaya gelince yüzleşmeye başlıyorum hayatla. Yürüdüğüm yol hayat yolu, hayatım ise dünyada çizmiş rotasını.

Şimdi de yönümü sorguluyorum derken bir ayet yankılanıyor zihnimde; “… tüm varlığınla Rabbine yönel.”¹ Cevabımı buluyorum böylece. Durmaksızın sıradaki soruya geçiyorum, sorguladıkça heyecanım artıyor, heyecanlandıkça sorularım. ‘Neden yürüyorum peki? Nasıl yürümeliyim?’ diye sorarken yine ellerimden bir ayet tutuyor; “Ve ben, cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”². Ayet gecenin karanlığında görünmeyen Güneş’in Ay’a ışığını ulaştırması gibi benim hayatıma ışık tutuyor ve sanırım yolum mana buluyor.

Bu hayat bana yalnızca Yaradan’a kulluk etmem vazifesiyle verildi. Ben bir görevliyim, tıpkı bozulan yolları tamir etmek için vazifelendirilen bir belediye çalışanı gibi. Sorumluluğum, hayat yolumu düzeltmek; ekipmanım ise ağır iş makineleri değil ancak hakkı batıldan ayırıcı kudretteki bu ayetler işte.


Yola dair sorularımı noktalıyorum burada ya da farkında olmadan bir virgülle yarım bırakıyorum aklımı işgal eden bir başka soru uğruna. Yaradılış amacımızı açıkça belirten Allah, fıtrat denen, hiçbir dış tesirden etkilenmemiş bir hal üzere bize can verdi. Bütün varlığımı adamam gereken, beni yaratan ve vazifelendiren O Rab, beni yoldan çıkmaya meyilli bir fıtrat ile mi yarattı sahi? Yoksa biz insanlar gerçeği görmezden gelerek mi yolu terk etmeye gönüllü hale geldik?


“Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dine çevir. Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata sımsıkı tutun. Allah’ın yaratmasında hiçbir değiştirme yoktur. İşte bu dosdoğru dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler.”³


Ayetleri cevap oldu. Sımsıkı tutunun diye emredilen bir fıtrat, elbette bizleri hayat amacımızdan sapmaya meyilli bir şekilde bizlere verilmiş olamaz. Tertemiz ve O’nun dinine boyun eğmeye hazır bir halde hayata gözlerimizi açmışken, bu yol, yön, hal değiştirme ihtiyacı da nereden çıkıyor ve sataşıyor bizlere?


Camdan bakınca gördüğüm bir gerçek daha ilham oluyor cevaba. Sonbaharda kuruyan ve yapraklarını döken, ilk baharda ise yeniden yeşeren ve meyve veren ağaçların değişimi de tıpkı biz insanların aylarca aynı hal üzere kalamaması gibi değil midir? Evlere hapsolduğumuz şu günlerde daha net görüyoruz ki bir günümüzün diğerine benzemesi dahi sıkılmaya ve huzursuzluğa yol açıyor. Yediklerimiz, içtiklerimiz, giydiğimiz kıyafetler değişimin ilk parçası oluyor aynı zamanı gelince yeşilden kırmızıya dönen yaprakların değişimi gibi. Ancak bu değişim uzun süre yeterli gelmiyor bizlere, tatmin olmuyor ve her seferinde bir adım daha ileri taşıyoruz.

İç huzursuzluk ele geçirmeye başlıyor bu yolun yolcusu olan bizleri. Yine bir cevap umuduyla geziyorum ayetler arasında ve gönlüme şifa bir ayet çıka geliyor karşıma; “…Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.”⁴ Bu ayeti anlayıp da içimize işlemediğimiz için, huzuru hakkın zıttında aramaya başlıyoruz. Navigasyona yanlış adres girip rota oluşturuyoruz ve belki de yanlış adresten dolayı yol boyunca ‘Rota yeniden oluşturuluyor.’ söylemine maruz kalıyoruz.


Hayatlarımızdaki değişim, bedenimizin suya olan hasreti gibi bir gereklilik olarak karşımıza çıkıyor. İşte yeni bir soru daha; ‘İstediğim her değişikliği yapabilir miyim?’. Ayetteki “…Allah’ın yaratmasında hiçbir değiştirme yoktur. ….” kısmı canlandı zihnimde. O halde bizler yaptığımız değişiklikleri, doğuşumuzdaki fıtrattan öteye geçirmemeliyiz. Şu örnekle kodluyorum bu ayeti benliğimde; üretim şekli ve amacı dışında kullanılan bir makine elbette ki bir süre sonra motorundan arıza vermeye başlar. Mesela bir çamaşır makinesini bulaşık yıkamak için kullanırsak hem tabak çanağımız zayi olur hem makinemiz harap olur. İnsan bedeni de yaşayan bir makinedir. Yaradılış şekli ve amacı dışında yol yürüyenler bedenlerinden ve bu makinenin merkezi olan kalplerinden arızalanmaya başlayacaktır.

O halde ilk yapmamız gereken kendimizi en yalın halimizle tanımaya çalışmak olmalı. Amacımızı iyi anlayıp ona göre yaşamalı. Benim fıtratımı ise beni Yaradan’dan, ete kemiğe bürüyen ve nefesimi bahşedenden daha iyi kim anlatabilir?


Belki de birkaç dakikada çeyrek ömrümün tamamını sorgulamama sebep olan o ayak izlerinden kaldırıyorum başımı. Yolun sonunu düşünürken, yürüdüğümüz yolu unuttuğumuzun farkındalığı alıyor beni. Camın önünden usul adımlarla uzaklaşırken şu cümleyi ders alıyorum kendime; ‘Yolunu, yönünü bilmeyen insanlar, kendini tanımayanlardır. Kendini bilmez insanlardır.’ Kendimizi bilenlerden olmak duasıyla…

Zeynep Hadice Dikmen

¹Müzzemmil suresi, 8. Ayet
²Zâriyât suresi, 56.Ayet
³Rum suresi, 30. Ayet
⁴Râ’d suresi, 28. Ayet