Benim Hikayem

Unuttuklarımı Hatırlamakla Başladı Her Şey

Yıllar geçiyordu. Ben bir söz vermiştim. Gel zaman geç zaman şunu da yapayım ondan sonra diye verdiğim sözü unutmuştum. Tam üniversiteyi kazanmış, onca emeğin sonucuna ulaşmışken, yepyeni bir kapı aralanmıştı. Bir maraton daha bekliyordu… Gece gündüz çalış çabala meslek sahibi ol. Geceler uykusuz gündüzler koşturmacayla geçiyordu. O zamanlar kalbimdeyse bir şeylerin eksikliğini hissetmeye başlamıştım. Başarmıştım oysa, Mimar Sinan’da Mimarlık bölümünü kazanmıştım. Ama hayır, çok derin bir boşluk vardı içimde.

Bir yerde durdum. Bu koşma nereye diye sordum kendime. Ne için, ne uğruna, ben kimdim, neyi, ne için yapıyordum? Bir masa başında belli bir maaşı hak edip tüm ömrümü bu şekilde geçirmek için mi yaşıyordum sadece? Kendimi ait hissetmiyordum oraya. Bütün insanlarsa tek bir ağızdan “hayat nasıl yaşanır?” öğütlerini her fırsatta söylemekten geri kalmıyordu. Buraya kadar bu şekilde gelmiştim yaşamak için yapılması gerekenler… Toplum standartları… Onlar farklı şeyler söylüyordu, kalbimse ayrı şeyler… Kendimi unutmuştum koşarken. Beni yaratanı, onun benden istediklerini ikinci plana almış tam gaz gidiyordum durana kadar. Kalbim kırıldı birilerine, bir şeylere. Kırıklardan sızan ışıklarla O bana farkına vardırdı. Sorgulamalarla geçen bir yaz ve verdiğim ayrılık kararı ile yeni bir yolu seçtim.

Tüm yaz Kur’an okuyarak ve düşünerek geçirdim. Namazı bırakıp durmayacaktım artık. O dinin direği idi. Yani ben bir çadır kuracaksam bana nasıl bir direk lazımsa bana temelde en lazım olan şey oydu ve ben onu terk edemezdim. Kırk gün devam et bir daha bırakmazsın demişti babam. Öyle oldu. Sonra düşündüm: Allah beni yaratmıştı ve bana bir rehber de vermiş olmalıydı. O rehber Kur’andı. Kur’an’ı okudukça dimağımın ne kadar kirlendiğini anladım. Eskiden yaşamıyormuşum meğer şimdi kalbim hayat buldu diye şükrettim. Ruhum coşuyordu okudukça. Hiçbir şeyim yoktu elimde Kur’an’dan başka. Her şeyi sıfırlamış ve ondan öğrenmeye başlamıştım. Başlarken tek bir niyetim vardı: Ben bilmiyorum, sen öğret. Sanki küçükken izlediğimiz filmlerdeki gibi kitap açılınca içinde ayrı bir dünyaya giriyor gibi hissediyordum. Okudukça unuttuklarımı hatırladım. Verdiğim sözler vardı. En çok okuduğum Yasin Suresiydi, Kur’an’ın kalbi ve anahtarıymış. İnsansa nisyan kökünden gelen bir kelimeymiş, yani unutan. Unutmak bizim fıtratımızda varmış yani. Zikirse hatırlamak demekmiş. Kuran okumak zikirlerin en güzeliymiş. Okurken kuru gelen tüm bu bilgiler birer ampul gibi yandı bu yolculukta ve yolumu aydınlattı. Orada bana bir kapı açılsın diye bekledim, yılmadan okudum, ne kadar ağır geldiği zamanlar olsa da. Her seviyenin sonunda farklı bir kapı açılıyormuş sonradan anladım bu yolculukta. Emekmiş, sabırmış istenen bizden.

İşte böyle önce Rabbime verdiğim sözümü hatırladım. Sonra babamın küçükken bana ne zaman kapanacaksın diye sorduğunu ve ona baba ben ilerde söz kapanacağım ama şimdi değil dediğimi hatırladım. Tüm bunları yapmak bir yana, unutmuş olmanın acısı oturdu içime. Artık bana düşeni yapmak istiyordum. Ama sürekli dünyaya ait şeylerle beslediğim nefsime, eneme o kadar ağır geldi ki bu. Birçok faktör vardı: İnsanlar, çevrem… Bu değişim kolay değildi. Elimi açtım dua ettim, beni bana bırakırsan ben bunu yapamam itiraf ediyorum, ancak sen bana bunu yaptırabilirsin dedim, ancak senin gücün her şeye yeter dedim ve secdeye kapandım.

Geçen günler bir yana, bir gün bir ölüm haberi aldık. Bir akrabam değildi ölen, bana yakın biri de değildi. Ama onu rüyasında görenlerin anlattıklarını işitince ben ölümle yüzleştim. Ölüm her zaman var olan bir kavram, herkesin başına gelecek bir şeydi. Ama ben onu hiç üstüme kondurmamıştım. Yaşlı değildi ölen. Ben yarın ölsem, hangi bahanelerle çıkacaktım Rabbimin huzuruna. Hangi bahane geçerli olabilirdi. Ölmeden önce ölünüz diye söylenen sözü o an anlamıştım sanırım. Ölecekmiş gibi yaşamakmış meğer hakikaten yaşamak. Ya şimdiydi ya da hiçbir zaman çünkü hiçbir bahanenin sonu gelmezdi. Ertesi gün düşünmedim ve sadece yaptım. Beynimdeki tüm sesleri kapadım bu hakikatle. Şükürler olsun dedim içimden, duamı kabul edip bana bu nimeti bahşedene. Bunun bir nimet olduğunu bu yolculuğun ilerleyen kıvrımlarında çok daha net anladım. Başka nice nimetler de beraberinde geldi. Başka bir meslek, başka dostlar… Ne kadar şükretsem az, elhamdulillah.

Anonim

Görsel: The New York Public Library on Unsplash

Bir Yorum Bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial